“ Nasıl da bambaşka bir adamdı şu Zacharius Usta! Yaşını tahmin etmek imkânsız gibiydi. Cenevre’nin en yaşlıları bile, Zacharius Usta’nın zayıf ve sivri başının ne zamandan beridir omuzlarının üstünde titreyip durduğunu, onu ilk defa hangi gün, uzun beyaz saçlarını rüzgâra salarak şehrin sokaklarında yürürken gördüklerini söyleyemezlerdi. Bu adam yaşamıyordu. Duvar saatlerinin sarkaçları gibi bir o yana bir bu yana salınıyordu. Kadavra suratına benzer kuru yüzü genellikle asıktı. Adam, Leonardo da Vinci’nin tabloları gibi iç karartıcıydı.”
Zacharius Usta, bilim ve 1800’lü yılların manevi değerleri arasında sıkışmış bir fantastik öyküdür. Jules Verne’nin diğer yapıtlarında olduğu gibi masalsı, fantastik, sürükleyici ve çokta ağdalı olmayan bir dil ile yazılmıştır.
Akrebin ve yelkovanın savaşı süre gelmektedir. “Saat Maşası”’nı icat eden Zacharius Usta kibir denen en büyük günahlardan birine yenilir. Bu yenilgi onun Cenevre halkı tarafından dışlanmasına bilhassa suçlanmasına neden olur. Bu dışlanmanın temel sebebi, Cenevre’nin en iyi saatlerini yapan Zacharius Usta’nın yaptığı tüm saatlerinin bir bir durmaya başlaması ve bir daha asla çalışmaması gibi gözükse de, doğalında Zacharius Usta’nın ölümsüzlük fikrinin saklı olduğu kuyuya bir defa baş uzatmış olmasıdır. Öyle menem bir fikirdir ki bu tarih boyunca ne kralları, imparatorları, bilginleri, büyücüleri, bilim adamlarını ardı sıra sürüklemiş ve kuyunun dibine hapsetmiştir.
Birçok yazar tarafından incelenmiş kaleme alınmış bir konu olmasına karşın genelgeçerliğini korur ve farklı bir haz yeni bir tat alma olgusuna engel olmaz.
Derine inmeden usta yazarların ölümsüzlük tutkusunu işleyiş şekillerine bakmak gerekirse, korku romanları deyince ilk akla gelen yazar Stephen King, “Hayvan Mezarlığı” romanında;
“Hazreti İsa onlara dedi ki: ”Dostumuz Lazarus uyuyor, ama ben gidip onu uykusundan uyandırabilirim. ”Bunun üzerine havarileri birbirlerine baktılar ve bazıları İsa’nın mecazi anlamda konuştuğunu bilmediklerinden gülümsediler. ”Efendim eğer o uyursa daha iyi olur.” Dediler. O zaman hazreti İsa onlara daha yalın konuştu. “Lazarus öldü, evet… Yine de biz ona gidelim.”
Yohanna İncili
kıstasından yola çıkarak bir ölümsüzlük kurgusu oluşturuyor. Lazarus’un dirildiği toprağa gömülen dirilecektir. Ancak tahmin edileceği gibi sonu kan ve ıstırapla son bulacaktır.
Jeremy Robinson ise “Nabız” adlı romanında bilim duvarlarını kullanarak birazda mitolojik tuğlalarla bir ölümsüzlük yapıtı kurar. Tabi ki ölümsüzlük kelimesinin geçtiği tüm romanların sonu hüsrana komşudur.
Jonathan Nasaw “27 Kemik” adlı romanında daha etnik, daha kabile gelenekleri üzerine bir ölümsüzlük kavramı işlemiştir. Kişinin son nefesinin bir başkası tarafından içine çekildiği vakit bir ömür daha uzun yaşanılacağı sanrısı üzerinde durulmuştur. Ve bu durum bir ölümsüzlük devinimi başlatır.
Gabriel Garcia Marquez ise “Yüzyıllık Yalnızlık” romanında ertelenmiş ölümlerin ölümsüzlüğe yakınsamasını konu alır. Büyülü bir gerçekçiliğin tohumudur. Doğalında daha romantik ve daha gerçekçi bir hikâyedir. Saplantılı bir ölümsüzlük duygusu hâkim değildir.
Jules Verne ise ruhunu saatlere parçalayan, paylaştıran bir adamın öyküsünü anlatır. Saatler bozuldukça ruhunu kaybeden bir adamın öyküsüdür. Saatler yaşadıkça Zacharius Usta da yaşayacak ve ölümsüzlük ile kol kola gezecektir. Ne var ki akrep ve yelkovan beşer yapımıdır, elbet ki bir gün beşer şaşar! Mesele şu ki Jules Verne’nin de dediği gibi “Tanrı’nın dengi olmaya kalkışan, sonsuza kadar lanetlenecektir!” bilim ve manevi geleneklerin ışığında ölümsüzlük yasak bir meyvedir. Yarınlarımız için bu sanrıya kapılıp gitmemek gerekir anın ve geri gelmeyecek zamanın tadına varmak gerekir. Sonsuz bir yaşam, evet kulağa güzel geliyor ancak Franz Kafka’nın dediği gibi “Sonsuza kadar yaşasak yarın nasıl olurdu?”
İnceleme: Büşra Abacı
Kitabın Adı: Zacharius Usta
Yazarı: Jules Verne
Çevirmen: Alev Özgüner
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 1. Basım Ocak 2018
Sayfa Sayısı: 49
Isbn: 9786052953204

