Görüşmelerde Filistin meselesi, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, ABD ile İran arasındaki gerilim, İsrail’in saldırıları, Yemen’deki durum ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi başlıkların ele alınması bekleniyor.
Konferansın açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dünyada güvensizliğin giderek arttığını ve silahlı çatışmaların bölge halkları üzerindeki etkisinin ağırlaştığını belirtti. Fidan, çatışmaların yalnızca insani sonuçlar doğurmadığını, aynı zamanda uluslararası sisteme duyulan güveni de zedelediğini ifade etti.
“Her 12 dakikada bir sivil hayatını kaybediyor”
Dünyanın son yıllarda birden fazla çatışmayla karşı karşıya kaldığını belirten Fidan, kritik ticaret ve deniz yollarının bu çatışmalardan etkilendiğini, ateşkes ihlallerinin ise sıradan hale geldiğini söyledi.
Çatışmaların insani maliyetinin giderek arttığını vurgulayan Fidan, Birleşmiş Milletler’in (BM) dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin çatışma bölgelerinde yaşadığını tahmin ettiğini aktardı.
Fidan, şu ifadeleri kullandı:
“Her 12 dakikada bir sivil hayatını kaybediyor. 100 milyondan fazla kişi zorunlu olarak yerinden edilmiş durumda ve bunların yaklaşık yüzde 40’ı maalesef çocuklardan oluşuyor.”
Gazze ve Batı Şeria’da cezasızlık vurgusu
Fidan, yaşanan insani trajedinin en açık biçimde Filistin’de görüldüğünü belirterek Gazze ve Batı Şeria’daki işgalin sürdüğünü ve cezasızlıkla karşılandığını söyledi.
İsrail güçlerinin ateşkesi her gün ihlal etmesinin uluslararası sisteme duyulan güveni azalttığını kaydeden Fidan, insani yardımlara erişimin sağlanması ve özellikle çocukların korunmasının öncelik olması gerektiğini vurguladı.
Fidan, Filistin meselesinin adil bir siyasi çözüme kavuşturulması gerektiğini de ifade etti.
“Üç temel ilke çabalarımıza yön vermeli”
Artan gerilim ve kötüleşen güvenlik ortamında çatışmaların diyalog yoluyla çözülmesinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini belirten Fidan, çatışmaların kapsamı ve hızının uluslararası sistemin çözüm üretme kapasitesini sınadığını söyledi.
Bugün alınacak kararların gelecekteki uluslararası düzeni şekillendireceğini kaydeden Fidan, barış ve refaha ulaşmak için üç temel ilkenin benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.
Fidan, bu ilkeleri içten diyalog, sürdürülebilir arabuluculuk ve bölgesel sahiplik olarak sıraladı.
Bu ilkelerin çatışmaların önlenmesi, mevcut anlaşmazlıkların çözülmesi ve kalıcı barışın sağlanması açısından önem taşıdığını belirten Fidan, uluslararası sistemin meşruiyet sorununun da dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de daha önce dile getirdiği üzere, kuralların doğru uygulanmaması halinde kurumların güvenilirliğini kaybettiğini belirten Fidan, arabuluculuğun başarıya ulaşması için güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
“Arabuluculuk çalışmalarımız tarafların onayına bağlı”
Türkiye’nin arabuluculuk faaliyetlerinin tarafların rızasına, karşılıklı güvene ve kapsayıcılığa dayandığını ifade eden Fidan, anlaşmazlıkların şiddet içeren çatışmalara dönüşmesinin nasıl önlenebileceği sorusuna yanıt aranması gerektiğini söyledi.
Fidan, Türkiye’nin Libya’daki girişimlerini bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak gösterdi.
Libya’da kalıcı çözümün, Libyalıların sahiplendiği ve içten diyaloğa dayanan bir süreçle mümkün olabileceğini belirten Fidan, Türkiye’nin hem doğudaki hem batıdaki aktörlerle ve uluslararası ortaklarla diyaloğunu sürdürdüğünü kaydetti.
Anlaşmazlıkların taraflarla doğrudan temas kurulmadan çözülemeyeceğini vurgulayan Fidan, iletişim kanallarının açık tutulması ve ilerleme yavaş ya da kırılgan olsa bile diyaloğun devam etmesi gerektiğini dile getirdi.
Rusya-Ukrayna savaşı ve Ankara Süreci örneği
Her çatışmanın kendine özgü tarihsel arka planı, aktörleri ve dinamikleri bulunduğunu belirten Fidan, bu nedenle bütün anlaşmazlıklar için geçerli tek bir çözüm formülünün olmadığını söyledi.
Çatışmaların çözümünün derinlemesine analiz, sabır ve esneklik gerektirdiğini ifade eden Fidan, sürdürülebilir arabuluculuğun müzakere kanallarını açık tutmak açısından önemine dikkat çekti.
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna arasındaki görüşmeler, Karadeniz Tahıl Anlaşması ve Somali ile Etiyopya arasındaki Ankara Süreci kapsamında yürüttüğü çalışmaları hatırlatan Fidan, bu girişimlerin arabuluculuğun somut kazanımlar sağlayabildiğini gösterdiğini belirtti.
Fidan, kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmak henüz mümkün olmasa bile elde edilen pratik kazanımların daha geniş kapsamlı çözümler için zemin hazırlayabileceğini söyledi.
“Kalıcı çözümler dışarıdan empoze edilemez”
Konuşmasında bölgesel sahiplik ilkesine de değinen Fidan, krizlerin uluslararası kurumların tepki verme hızından daha hızlı geliştiğini belirtti. Bu nedenle bölgesel platformların iş birliği ve ortak çözüm üretme açısından daha güvenilir zeminler haline geldiğini ifade etti.
Bölgedeki deneyimlerin istikrarın dışarıdan getirilebilecek bir kavram olmadığını gösterdiğini kaydeden Fidan, kalıcı çözümlerin dışarıdan dayatılamayacağını vurguladı.
Fidan, şöyle konuştu:
“Bölgesel dinamikler, bir çatışmanın dinamiklerini anlamamız için önemli. Uluslararası dikkat farklı bir yere kaydıktan sonra da yine bu anlaşmazlığın çözümü için son derece önemli. Taraflar çözümü şekillendirmekte bir sorumluluk aldıklarında, bunun işe yaraması için daha fazla adım atıyorlar.”
Mekke Savunma İttifakı ve Balkan Barış Platformu
Mekke Savunma İttifakı ile Balkan Barış Platformu’nun bölgesel sahiplik ilkesinin uygulamadaki örnekleri olduğunu belirten Fidan, Mekke İttifakı’nın bölgesel güvenliği, barışı ve refahı korumak amacıyla kurulduğunu söyledi.
İttifakın bölgesel sahiplik anlayışıyla oluşturulduğunu vurgulayan Fidan, bu yaklaşımın başarı ihtimalini artırdığını ifade etti.
Balkan Barış Platformu’nun da aynı anlayışla Balkan ülkeleri arasında pratik çözümler geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini belirten Fidan, bölgesel sahipliğin kalıcı çözümler açısından temel bir unsur olduğunu kaydetti.
Fidan, etkin arabuluculuk için uluslararası kuruluşların uzmanlığının, sivil toplumun, özel sektörün, üniversitelerin ve akademik dünyanın katkılarından yararlanılması gerektiğini de dile getirdi.
Farklı aktörlerin ve bakış açılarının bir araya getirilmesinin arabuluculuğu daha etkili hale getirdiğini belirten Fidan, bu sayede tarafların ortaklaşa benimseyebileceği çözümlerin geliştirilebileceğini söyledi.
“Arabuluculuk siyasi stratejimizin merkezinde olmalı”
Türkiye’nin arabuluculuğu yalnızca diplomatik bir araç olarak değil, stratejik bir yaklaşım olarak ele aldığını belirten Fidan, bu alanda gerekli kurumsal yapının da oluşturulduğunu ifade etti.
Arabuluculuğun amacının taraflardan birinin kazanıp diğerinin kaybetmesini sağlamak ya da taraflara taviz verdirmek olmadığını vurgulayan Fidan, asıl hedefin ortak bir zemin oluşturmak ve herkesin kazanabileceği çözümlere ulaşmak olduğunu söyledi.
Fidan, Türkiye’nin içten diyaloğa, sürdürülebilir angajmana ve bölgesel sahipliğe dayanan yaklaşımının bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunabileceğini belirterek konuşmasını tamamladı.


