27 Ağustos 2026
24.5 C
İstanbul

TSK Serê Kaniyê’den çekildi, Türk bayrakları indirildi, Türkçe eğitim durduruldu

Serê Kaniyê’de bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin ilçe merkezindeki tüm resmi binalardan Türk bayraklarını indirerek geri çekilmeye başladığı öğrenildi. Sınır kapılarının Suriye geçici hükümetine devredildiği ve şehre Suriye Genel Güvenlik birimlerinin girdiği bildirildi.

Rojava’nın Serê Kaniyê ilçesinde bulunan İrtibat Komitesi Sözcüsü Muhammed Cemil, Rûdaw TV’de katıldığı bültende şehir içindeki son duruma dair çarpıcı bilgiler paylaştı.

Resmi kurumlardan Türk bayrakları indirildi

Muhammed Cemil, şehir içinden aldıkları bilgilere dayanarak, Türkiye’nin Serê Kaniyê ve Girê Spî (Tel Abyad) sınır kapılarını Suriye geçici hükümetine resmen devrettiğini açıkladı.

Cemil, “Şehirdeki tüm hükümet kurumlarından Türk bayrakları indirilmiş durumda ve TSK unsurları büyük oranda çekildi. Şu an sadece Davudiye köyü ile şehrin doğusundaki bir köyde, sayıları oldukça azaltılmış iki askeri nokta kalmış durumda” dedi.

Suriye genel güvenlik birimleri ilçede

Türk güçlerinin çekilmesinin ardından, Suriye geçici hükümetine bağlı Genel Güvenlik birimlerinin şehre giriş yaptığı belirtildi.

Cemil, gelen güvenlik birimlerinin sayısının şimdilik az olduğunu, ancak otorite devrinin sürdüğünü ifade etti.

Şu an için şehirdeki fiili kontrolün, daha önce Türkiye destekli gruplar olan ve artık Suriye Arap Ordusu bünyesine katılan Hamzat, Amşat ve Süleyman Şah tugaylarında olduğu kaydedildi.

Türkçe eğitim durduruldu, öğretmenler ayrıldı

Bölgedeki idari değişiklikler eğitim sistemine de yansıdı.

Sözcü Cemil, Türk askerlerinin çekilmesiyle paralel olarak okullardaki Türkçe dil öğretmenlerinin de bölgeden ayrıldığını ve okullarda Türkçe eğitimin tamamen durdurulduğunu bildirdi.

“Kürtlerin evlerini boşaltın” talimatı

2019’daki operasyonun ardından Serê Kaniyê’den kaçan Kürtlerin evlerine yerleştirilen Arap ailelerin geri dönüşü de hız kazandı.

Cemil, “Rakka ve Deyrizor’un geçici hükümetin kontrolüne geçmesinden bu yana, o bölgelerden gelip buradaki evlere yerleşen Araplar kendi memleketlerine dönmeye başladı.

Sadece dün 23 aile Deyrezor’a geri döndü” bilgisini paylaştı.

Ayrıca Suriye Genel Güvenlik birimlerinin, Serê Kaniyê’de Kürtlerin evlerini işgal eden ailelere “evleri en kısa sürede boşaltmaları” yönünde tebligat yaptığı iddia edildi.

TSK ve Ankara destekli silahlı grupların Ekim 2019’da düzenledikleri askeri harekat sırasında Serê Kaniyê ve Girê Spî’de çok sayıda Kürt sivil yerinden edilmişti. rudaw

Son Haberler

Neçirvan Barzani: SDG ile Suriye hükümeti arasındaki entegrasyonu memnuniyetle karşılıyorum

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Demokratik Suriye Güçleri'nin (SDG), Suriye hükümet güçlerine entegrasyonu sürecinde kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşıladığını bildirdi.     Neçirvan Barzani, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki anlaşmaların uygulanması yönünde atılan adımları olumlu değerlendirdi. "SDG'nin Suriye hükümet güçlerine entegrasyonu sürecinde kaydedilen büyük ilerlemeyi ve aralarındaki anlaşmaların uygulanması yönünde atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum" ifadelerini kullanan Neçirvan Barzani, söz konusu gelişmenin Suriye'nin güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Neçirvan Barzani, tüm Kürt tarafları ve Suriye'deki diğer bileşenleri süreci desteklemeye ve başarılı şekilde sonuçlanmasına katkı sunmaya çağırdı. Neçirvan Barzani'den Şara ve Abdi'ye övgü Sürecin yürütülmesinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin rolüne de değinen Neçirvan Barzani, Şara'nın sorunların çözümüne ilişkin yaklaşımını övdü.     Neçirvan Barzani açıklamasında, "Ahmed Şara'nın sorunları diyalog ve anlayış yoluyla çözme konusundaki bilge vizyonunu ve sorumlu yaklaşımını, ayrıca Suriye'yi daha iyi bir geleceğe taşıma liderliğini takdirle karşılıyor ve övüyorum" değerlendirmesinde bulundu    SDG Genel Komutanı Abdi'nin de sürecin başarıya ulaşması için gösterdiği çaba ve oynadığı rolü takdir ettiğini belirten Barzani, "Aynı zamanda Sayın Mazlum Abdi'nin bu sürecin başarısı için gösterdiği rolü ve çabaları değerli buluyorum" ifadelerini kullandı.    Neçirvan Barzani, entegrasyon sürecinin eksiksiz şekilde hayata geçirilmesini temenni ederek, bunun Suriye'de tüm vatandaşların ve bileşenlerin haklarının korunduğu yeni bir dönemin başlangıcı olması gerektiğini belirtti. Kürdistan Bölgesi Başkanı, Suriye'nin barış, güvenlik, istikrar, kalkınma ve refaha doğru ilerlemesi temennisinde bulundu.

SDG’nin dönüşü öncesi mutabakat: Mazlum Abdi’ye kritik görev, Kürtçeye resmi statü, YPJ iç güvenlik gücü oldu

Al Majalla’nın haberine göre, SDG’nin feshi öncesinde Şam ile...

ABD’den Ortadoğu’ya diplomatik düzenleme

ABD Dışişleri Bakanlığı, Ortadoğu’daki güvenlik koşullarındaki değişiklik nedeniyle bazı bölgelerdeki diplomatik personelinin durumunu yeniden düzenlediğini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, 26 Ağustos 2026’da Rudaw’a yaptığı açıklamada, bakanlığın dünya genelindeki diplomatik misyonların güvenlik durumunu sürekli değerlendirdiğini belirtti. Sözcü, “Son değerlendirmelerimiz doğrultusunda, Ortadoğu’nun belirli bölgelerindeki personel varlığımızı yeniden düzenliyoruz” dedi. Bu adımın, ABD’nin dış politika hedeflerini uygulamaya devam etmesini ve aynı zamanda diplomatları ile ailelerinin güvenliğini sağlamayı amaçladığını belirten sözcü, personelin diplomatik misyonlara dönüşüne ilişkin kararların güvenlik koşullarındaki değişikliklere göre alınacağını söyledi. Sözcü, “Çalışanlarımızın ve ailelerinin korunması tüm çalışmalarımızın önceliğidir” ifadelerini kullandı. ABD personelini geri göndermeye hazırlanıyor ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, Washington’ın İran savaşı öncesinde ve savaş sırasında boşalttığı Ortadoğu’daki bazı büyükelçilik ve konsolosluklarına diplomat ve personelini geri göndermeye hazırlandığı bir dönemde geldi. New York Times’ın ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı belgesine göre, diplomat ve personelin geri dönüşü ile büyükelçilik ve konsolosluklarda uygulanan olağanüstü güvenlik tedbirlerinin azaltılması süreci bu hafta başlayacak. Söz konusu kararın ABD’nin Irak, İsrail, Lübnan, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Umman ve Kuveyt’teki diplomatik misyonlarını kapsadığı belirtildi. Personel savaş öncesinde bölgeden ayrılmıştı Washington, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısından bir gün önce, 27 Şubat’ta, büyükelçilik ve konsolosluklardaki personelinin önemli bir bölümünden bölgeyi terk etmelerini istemişti. İran ve müttefik silahlı grupların Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki ABD diplomatik misyonlarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarının ardından ise bölgedeki birçok büyükelçilik ve konsolosluk boşaltılmıştı. Diplomatların bir bölümü, bu süreçte çalışmalarını bulundukları konutlardan sürdürmüştü.  

Erdoğan’dan dikkat çekici ‘süreç’ çağrısı

Barış sürecine dair mesaj veren Erdoğan, "Bugün bir kez daha hangi görüşten olursa olsun herkesi çözümün bir parçası olmaya çağırıyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bitlis’in Ahlat ilçesinde düzenlenen kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.Erdoğan, sürece  yönelik yaptığı açıklamada “Süreci zora sokan, dinamitleyen, tahrik eden, sürecin karşısında yer alan her türlü girişim tarih karşısında mesul olacaktır. Özellikle bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin sürece daha fazla katkı sunmalarını bekliyorum” ifadelerini kullandı. Konuşmasında süreç için çağrı yapan Erdoğan, “Bugün bir kez daha hangi görüşten olursa olsun herkesi çözümün bir parçası olmaya çağırıyorum” dedi. Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şunlar: "Hükümet olarak çevremizde yaşanan çatışmalara rağmen Türkiye'yi kalkınma ve refah rotasında tutmak için yoğun çaba harcıyoruz. Toplantımızda, dış politika, ticaret, güvenlik ve Terörsüz Türkiye sürecimiz başta olmak üzere ülkemizi ilgilendiren kritik başlıkları istişare ettik. Bölgemizdeki ekonomik krizler, tüm dünya gibi bizi de etkiliyor olsa da istihdamdan ihracata tarımdan turizme hedeflerimize bağlı kalmayı sürdürüyoruz. Türkiye, Allah'ın izniyle doğru yoldadır. İstikameti bellidir ve eninde sonunda menziline ulaşacaktır. Türkiye güvendedir. 86 milyonun emaneti emin ellerde güven içindedir. Bu kutsal emanete hiçbir surette gölge düşürmeyeceğiz. İran-Amerika geriliminin küresel ekonomide yol açtığı şok dalgası zamanla tesirini yitirdikçe bunun günlük yaşama yansımalarını net görme imkanı bulacağız. Süreç mesajları Gazi Meclisimiz tarihi bir mutabakat örneği sergileyerek 467 'evet' oyu ile Türkiye için hayati önemdeki bir yasayı kabul etti. Türk siyasetinde bir dönüm noktası olan bu büyük uzlaşıyla Terörsüz Türkiye sürecimiz güven tazelemiş, çok ciddi güç kazanmıştır. Günlük siyasi hesaplar yerine ülkeyi ve milleti merkeze alan bir anlayışla hareket edildiğinde Türk demokrasisi her türlü düğümü çözecek olgunluğa sahiptir. (Terörsüz Türkiye) Bugün bir kez daha hangi görüşten olursa olsun herkesi çözümün bir parçası olmaya çağırıyorum. İktidar ve ittifak olarak sadece bizim meselemiz değildir bir devlet meselesidir. 86 milyonun meselesidir.Milletimiz kalıcı biçimde çözülmesini istemektedir. Gelin Türkiye'yi terörden kurtararak şehitlerimize, gazilerimize olan şükran borcumuzu layıkıyla ödeyelim. “Sürecin karşısında yer alanlar mesul olacak” Süreci zora sokan, dinamitleyen, tahrik eden, sürecin karşısında yer alan her türlü girişim tarih karşısında mesul olacaktır. Özellikle bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin sürece daha fazla katkı sunmalarını bekliyorum. Türkiye, vatandaşlarıyla birlikte bölgesindeki herkes için barış istedikçe, cinayet şebekelerinin kan ve çatışma üzerine kurulu planları bozuluyor. Bölgemizle ilgili hangi kanlı senaryoların yazılmaya çalışıldığını görüyoruz. Allah'ın izniyle bunların hayata geçirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Birileri istemiyor, endişe duyuyor, birilerinin planları bozuluyor diye bölgemizde barışın tesisi için mücadele etmekten geri duracak değiliz. Biz elinde masumların kanı olan cinayet şebekeleri rahatsız oluyor diye komşularımızın toparlanmasına destek olmaktan vazgeçecek değiliz. Birilerinin iddia ettiği gibi gizli bir ajandamız, niyetimiz yok. Bizim amacımız etrafımızda sulh ikliminin egemen olmasıdır."  

ABD’den SDG’nin feshine ilişkin ilk açıklama: Trump’ın Ortadoğu planının bir parçası

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonunu ve Kürt liderlerin Şam yönetiminde üstleneceği rolleri “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Tom Barrack, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Suriye’de demokratik güçlerin devlet kurumlarıyla birleşme sürecine ve Kürt halkının haklarının tanınmasına dair Washington’ın tam desteğini ilan etti. Barrack, yaşanan gelişmeleri ABD Başkanı’nın Ortadoğu planının bir parçası olarak tanımladı. “Geçmişin bölünmüşlüğü, kalıcı ortaklığa dönüşüyor” Açıklamasında sürecin stratejik önemine dikkat çeken Barrack, "Kesinlikle tarihi bir an. Başkan’ın vizyoner liderliği, Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) Suriye devlet kurumlarına düzenli entegrasyonunun yolunu açtı. Bu süreç, geçmişin bölünmüşlüğünü kalıcı bir ortaklığa dönüştürüyor ve Suriye halkına ortak geleceklerini şekillendirme fırsatını geri veriyor" ifadelerini kullandı. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e Şam’da üst düzey rol Barrack, Kürt liderlerin Suriye’nin yeni yönetim kademelerinde yer alacak olmasını selamlayarak şunları kaydetti: "Kürtçenin eğitim dili olarak tanınması ve değerli ortaklarımız Mazlum Abdi ile İlham Ahmed’e Suriye hükümeti bünyesinde önemli roller verilmesi; onların liderliğine, Kürt ortaklarımızın fedakarlıklarına ve bölgesel istikrara sundukları yapıcı katkılara duyulan saygının bir gereğidir. Dünün ayrılıkları, yarının ortak hedeflerine dönüşüyor." “Kazanan veya kaybeden yok” Suriye’nin egemenliğinin güçlenmesi gerektiğini vurgulayan ABD’li diplomat, gerçek entegrasyonun tarafların karşılıklı rızasıyla mümkün olabileceğini belirtti: "Gerçek entegrasyon böyle görünür: Kazananlar ve kaybedenler değil, farklı bakış açılarına sahip eski muhatapların, egemen Suriye ulusunu güçlendirmek için diplomatik bir çözüm üretmesi. Tek ordu, tek hükümet, tek devlet." Barrack’ın bu açıklamaları, Şam’da yürütülen müzakerelerin uluslararası alanda, özellikle Washington nezdinde güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor.

SDG dönüştü, bağımsız durumu sona erdi

Suriye hükümeti yetkilileriyle görüşmek üzere Şam’da bulunan Rojava heyetiyle yapılan toplantılarda, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e üst düzey görevler teklif edildiği bildirildi. Görüşmelerde ayrıca Kürtçe eğitim ve Kürtçenin anayasal statüsü de masaya yatırıldı. Demokratik Suriye Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed başkanlığındaki heyet, dün Şam’a gitti. Heyette; Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlığı üyesi Newroz Ahmed ve Doğu Bölgesi İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Semir Oso da yer aldı. Dün başlayan temaslar kapsamında Abdi ve Ahmed, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü. Heyet bugün ise Suriye Cumurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya geldi. Eş zamanlı olarak İçişleri Bakanlığı’nda düzenlenen güvenlik toplantısında, Haseke’den gelen güvenlik yetkilileri ile geçici hükümet temsilcileri, kurumların devletin güvenlik mekanizmalarına entegrasyonuna ilişkin uygulama detaylarını ele aldı. SDG resmen Suriye ordusuna katıldı Bugün Halk Sarayı’nda gerçekleşen görüşmenin ardından basın toplantısı düzenleyen Mazlum Abdi, DSG’nin “bağımsız bir askeri güç” olarak varlığına son verildiğini ve Suriye ordusuna tam entegrasyonun tamamlandığını açıkladı. PYJ için özel toplantı Öte yandan YPJ Komutanı Nevroz Ahmed ve Mazlum Abdi, Ahmed Şara ile YPJ’nin geleceğine dair özel bir görüşme gerçekleştirdi. YPJ’nin İçişleri Bakanlığı bünyesine dahil edilmesi yönünde bir uzlaşının sağlandığı kaydediliyor. Eğitim dili ve anayasal statü tartışması Şam’daki toplantıların bir diğer kritik başlığını ise Kürtçe eğitim ve Kürtlerin Suriye’deki geleceği oluşturuyor. Heyetin, Rojava’daki okullarda müfredatın büyük bir kısmının Kürtçe olmasını ve Kürtçenin Suriye Anayasası’nda resmi dil olarak tanınmasını talep ettiği öğrenildi. Öte yandan Şam yönetiminin, derslerin büyük bölümünün Arapça olması gerektiği yönündeki görüşünü koruduğu, tarafların bu konuda henüz tam bir uzlaşıya varmadığı belirtiliyor.

Şam’da ‘entegrasyon’ zirvesi: Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Ahmed Şara ile görüştü

Demokratik Suriye Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Şam’da, dün akşam Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile yaptığı görüşmenin ardından bugün Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya geldi. Bu görüşme, Abdi ve Şara arasında son bir ay içinde gerçekleşen ikinci yüz yüze temas olması bakımından önem taşıyor. Askeri Entegrasyon: SDG’den yerel tugaylara Edinilen bilgilere göre, görüşmelerin en kritik başlığını DSG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu oluşturuyor. Geçtiğimiz gün Erbil merkezli Rûdaw’a özel demeç veren Mazlum Abdi, SDG’nin Suriye ordusu bünyesinde yerel tugaylar şeklinde yeniden organize edileceğini açıklamıştı. Buna göre; Haseke, Kamışlo, Derik ve Kobani tugaylarının yanı sıra Efrinli gençlerden oluşan bir tugayın da kurulması öngörülüyor. Eğitimde ‘resmi dil’ talebi Görüşmelerin önemli bir başlığı da eğitim dosyası. Kürt tarafı, Rojava’da 15 yıldır uygulanan Kürtçe müfredatın resmi olarak tanınmasını ve Kürtçenin eğitim dili olmasını talep ederken; Şam yönetiminin Kürtçeyi "seçmeli bir ders" olarak sunmayı önerdiği kaydediliyor. İlham Ahmed, Şam ziyaretinden önce, anadilde eğitimin pazarlık konusu yapılamayacak temel bir hak olduğunu vurgulamış ve Suriye anayasasında buna yasal güvence isteklerini kaydetmişti. İdari ve adli kurumlar Şam ile birleşiyor Siyasi ve idari alanda ise somut adımlar atılmaya başlandı. Cezire bölgesindeki kadın meclisleri ve yerel yönetim birimlerinin, Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı ile entegrasyonu büyük oranda tamamlandı. Ayrıca, bölgedeki yargı dosyalarının birleştirilmesi ve adliye binalarının Eylül ayı başında resmen hizmete girmesi bekleniyor. İddia: İlham Ahmed makamı reddetti Görüşmelerde, Özerk Yönetim ve SDG liderlerine devlet kademelerinde üst düzey görevler verilmesinin de gündeme gelmesi bekleniyor. İlham Ahmed’e Cumhurbaşkanı Yardımcılığı veya Dışişleri Bakan Yardımcılığı gibi görevler teklif edildiği ancak Ahmed’in, bu teklifleri "şahsi koltuk" yerine "Kürtlerin anayasal statüsü" şartına bağlayarak henüz kabul etmediği iddia ediliyor.

Türkiye Gündemi

Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”

Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."

İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...

Barrack: İsrail saldırısı sırasında Türkiye’ye haber verilmedi, üçlü çatışmasızlık mekanizması kurulabilir

ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye’de, Türkiye sınırı yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir "çatışmasızlık mekanizması" kurmak için çalıştığını duyurdu. Aynı zamanda ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan Barrack; Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, "Sonuç olarak Türkiye, kendi topraklarına doğru kuzeye yönelen uçakları gözlemledi ve bu durum karşısında doğal olarak kendi askeri yanıtını hazırlayabilirdi" diyerek olası bir Türk askeri reaksiyonuna dikkat çekti. Reuters'a konuşan Barrack, "Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" ifadelerini kullandı. Türkiye saldırıyı kınadı Türkiye ise, Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik İsrail saldırılarını kınadı ancak olası bir çatışmasızlık mekanizması hakkında açıklama yapmadı. "Çatışmasızlık mekanizması” askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara meydana gelebilecek çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir iletişim kanalı olarak biliniyor. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve geçamn hafta Pakistan ve Suudi Arabistan ile karşılıklı savunma paktı imzalayan Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri. Ankara; Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapısının yeniden inşasına yardımcı oluyor, ayrıca askeri ve diplomatik destek sağlıyor. Barrack, "Türkiye" ismini kullanarak yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye hava üssüne yönelik saldırılarının, "Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair doğru ya da yanlış bir algıyı yansıttığını" söyledi. Özel Temsilci Barrack, "Bu durum; İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Gelecekteki iletişim kopukluklarını önlemek adına böyle bir mekanizma kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anki öncelik gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmaktır” dedi. Hizmet dışı kalmıştı Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana münhasır bir askeri havaalanı olarak hizmet dışı kalmış durumda. Üs, Suriye'de Beşar Esad'a sadık güçler ile muhalif gruplar arasında 14 yıl süren iç savaş boyunca birkaç kez el değiştirmişti. Suriye devlet televizyonu, askeri bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in üssün pistine ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Ayrı bir askeri kaynak ve üs yakınında yaşayan bir sivil, herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi. İsrail ordusu ise saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. İsrail, yıllardır İran nüfuzunu dizginlemek ve Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaşmasını engellemek amacıyla Suriye'deki hedefleri vuruyor. 2024 yılında Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'nin yeni yöneticilerine de şüpheyle yaklaşan İsrail, ülkede askeri operasyonlarını sürdürüyor; son olarak mart ayında Suriye'nin güney ve orta kesimlerindeki hükümet tesislerine saldırılar düzenlemişti.

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...