2 Ekim 2026
15.2 C
İstanbul

Meryem İbrahim: Şam ile askeri entegrasyonun yol haritası netleşti

Rojava Özerk Yönetim Müzakere Heyeti Sözcüsü Meryem İbrahim, Şam hükümeti ile yürütülen görüşmelerde askeri entegrasyonun yol haritasının netleştiğini, önümüzdeki 10 gün içerisinde Mazlum Abdi ile Şam’daki üst düzey yetkililer arasında tarihi bir görüşmenin beklendiğini” söyledi.

İbrahim, “ Türkiye’nin son dönemde tutumunun biraz yumuşadığını, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Türkiye arasında temaslar olduğunu görüyoruz. Biz her zaman Türkiye’nin komşu olduğunu ve Suriye’nin güvenliğinin onun güvenliğini de etkilediğini söylüyoruz”  ifadelerini kullandı.

Özerk Yönetim Müzakere Heyeti Sözcüsü Meryem İbrahim, Rûdaw’a yaptığı açıklamada, Şam hükümeti ile yürütülen görüşmelerde askeri entegrasyonun yol haritasının netleştiğini duyurdu.

10 Mart Anlaşması ne zaman uygulanacak?

Meryem İbrahim: . Bu röportaj vesilesiyle bölgedeki tüm halkların yeni yılını kutlamak istiyorum. 10 Mart Anlaşması önümüzdeki günlerde uygulanmaya başlanacak. Bu anlaşma 8 maddeden oluşuyor ancak ilk maddede askeri dosyaya öncelik veriliyor. Her şeyden önce askeri hususlarda mutabakat sağlanacak.

Bu günlerde uygulanacağını söylüyorsunuz. 10 Mart Anlaşması’nın hayata geçirilmesi konusunda izleyiciler için açıklayabileceğiniz yeni bir gelişme var mı?  

Aslında kesin bir saat belirlenmiş değil ama önümüzdeki günlerde gerçekleşeceği yönünde umut var. Biz bu anlaşmayı hayata geçirmek için her türlü toplantıya hazır olduğumuzu ilan ettik. Belirli bir tarih olmasa da uygulamanın 2026 yılının ilk günlerinde başlamasını bekliyoruz. İki taraf arasındaki temaslar devam ediyor ancak bu ilişkiler biraz yavaş ve ağır ilerliyor. Anlaşmanın normalde 2025 yılında uygulanmış olması gerekiyordu ancak süreç biraz yavaş işledi; önümüzdeki günlerde gerçekleşecektir.

 10 Mart Anlaşması’nın uygulanması noktasında ABD, eskisi gibi bu konuya önem veriyor mu?

En başından beri biz Suriyeliler olarak bu anlaşmayı uygulamak istiyoruz ancak bu süreci durduran bazı bölgesel güçler vardı. Son dönemde bir esneklik oluştu. Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi, müzakere heyeti ve halkı; Şam’daki geçici hükümetin biraz daha hızlı adım atmasını, hem söz hem de eylemle bu anlaşmanın uygulanmasını hızlandırmasını bekliyor.

Sayın Meryem, Mazlum Abdi’nin Şam ziyareti ertelendi. Bu ziyaret için yakın bir tarih belirlendi mi?

O görüşme yapılamadı, teknik sorunlar nedeniyle ertelendi ve henüz resmi bir tarih belirlenmedi. Ancak önümüzdeki 10 gün içinde General Mazlum Abdi ile Şam’daki üst düzey yetkililer arasında bir görüşme için zaman belirleneceğine inanıyoruz. Bu görüşmeden iyi bir sonuç çıkmasını, iki taraf arasındaki ilişkilerin düzelmesini ve 2026 yılının hayır ve mutluluk yılı olmasını umuyoruz. Dediğim gibi, her iki tarafta da bir esneklik ve kabul söz konusu.

 Sayın Mazlum Abdi ile Şam arasında bazı anlaşmalar vardı. Şam bu anlaşmalardan çekildi mi yoksa hâlâ bağlı mı?

Süregelen görüşmelerimizde, hükümetin bizim nasıl bir sistem istediğimizi anlamaya çalıştığını görüyoruz. Bizim merkezi olmayan (adem-i merkeziyetçi) sistem talebimiz, tüm Suriye halklarının talebidir. Herkes biliyor ki 2011’den rejimin çöküşüne kadar Suriye halkı özgürlük ve barış istiyordu ve bu talep karşılanmamıştı. Bu talepler, tüm Suriye halklarının birleşmesi ve tüm bileşenlerin haklarının korunması için adem-i merkeziyetçilik yoluyla gerçekleşebilir.

Görüşmelerde Şam hükümeti, Özerk Yönetim’in nasıl bir sistem istediğini anlamak istiyordu. Bazı taraflar Kuzey ve Doğu Suriye’nin ayrılmak istediğine inanıyordu ancak sonunda bu bölgenin ayrılma niyetinde olmadığı kanaatine vardılar. Kuzey ve Doğu Suriye her zaman Şam hükümetinden yeni Suriye’nin adem-i merkeziyetçi bir sistem temelinde inşa edilmesini talep etti. Ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye’de uyguladığımız Toplumsal Sözleşme’nin tüm Suriye vilayetleri için bir örnek olmasını umuyoruz. Ayrılıkçı olmadığımızı, ayrı bir hükümet kurmak istemediğimizi, aksine demokratik ve merkezi olmayan bir Suriye’nin inşası için Şam hükümetine eklemlenmek istediğimizi gösterdik. Şam hükümeti amacımızın ayrılmak olmadığını anladıktan sonra, onlarda bir esneklik ve kabul gördük; çünkü onlar da merkezi sistemin sorunları derinleştirdiğini biliyorlar.

Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) kadın ve erkekleriyle orduya katılma mekanizması nasıl olacak?    

Her zaman DSG’nin özel bir komisyonunun bu dosya üzerinde çalıştığını söyledik. Üç askeri tümen ve iki tugay olacak. Tugaylardan biri kadınlara (YPJ), diğeri ise terörle mücadeleye ayrılmış durumda. Bu güçlerin birleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. YPJ tugayı dışındakiler, tüm güçler birleşene kadar Kuzey ve Doğu Suriye’de kalarak kendi özelliklerini koruyacaklar. Bu süreçte kadınları da Suriye ordusuna dahil etmeye çalışıyoruz ancak şu an için Kuzey ve Doğu’daki mevcut askeri sistemlerini koruyorlar.

Suriye güçleri Rojava’ya (Kuzey ve Doğu Suriye) girecek mi, yoksa hükümet güçleri Süveyda, Tartus ve Lazkiye gibi şehirlerdeki diğer krizlerle mi meşgul olacak?  

3 tümen ve 2 tugay olacağını söylediğimizde, bunlar nihayetinde Suriye ordusunun şemsiyesi altında olacaklar. DSG, Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerini koruyacak ve Suriye toprak bütünlüğünü muhafaza edecek. Ancak Şam hükümeti güçlerinin doğrudan Kuzey ve Doğu’ya gelmesi konusu tartışılmadı.

 Yani Şam güçleri asla sizin bölgelerinize girmeyecek mi?

Merkezi olmayan sistem dediğimizde, bu sistemin askeri güçler üzerinde de uygulanması gerekir. DSG, Kuzey ve Doğu Suriye’de kalacak ve Şam güçleri oraya gitmeyecek; çünkü DSG esasen Suriye ordusunun bir bileşeni haline gelecek ve orada orduyu temsil edecek. Bu durum, DSG’ye yerinde kalması, sınırları ve Suriye egemenliğini korumaya hazır olması için meşruiyet sağlar. Başka bir gücün gelmesine gerek yok, çünkü hepimiz Suriyeliyiz; tek bir ordumuz ve tek bir egemenliğimiz var.

Suriye’deki merkezi olmayan yönetim sisteminin biçimi üzerinde bir anlaşmaya varıldı mı?

Dediğim gibi, şu an önemli olan ve üzerinde çalışılan konu askeri dosya üzerindeki anlaşmadır. Diğer konular henüz detaylıca tartışılmadı. Şu an askeri dosyayı sonuçlandırmaya ve ABD garantörlüğünde imzalamaya odaklandık. Askeri dosya tamamlandıktan sonra diğer kurumlar ve idari yapı üzerinde de anlaşacağız.

Siz Türkiye’nin tehdit ve uyarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin son dönemde tutumunun biraz yumuşadığını, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Türk devleti arasında temaslar olduğunu görüyoruz. Biz her zaman Türkiye’nin komşu olduğunu ve Suriye’nin güvenliğinin onun güvenliğini de etkilediğini söylüyoruz. Türkiye’nin olumlu bir rol oynamasını ve bu anlaşmanın başarısı için çalışarak anlaşmazlıkların son bulmasını umuyoruz. Son zamanlarda Türkiye’nin, Suriye devletinin güvenlik ve istikrara kavuşması yönünde bir eğilim içinde olduğunu görüyoruz; çünkü bu Türkiye’nin güvenliğini de güçlendirir. Türkiye’nin bu süreci sonuca ulaştırmamız ve maddelerin uygulanması için yardımcı olmasını umuyoruz. Türkiye ve tüm komşular yardımcı olmalıdır, aksi takdirde Suriye halkının çıkarına olmayan ve komşuları da kötü etkileyecek bir iç savaşa doğru gideriz.

Ortak Kürt müzakere heyeti Şam ile görüşmelere ne zaman başlayacak?

İki heyetimiz var; Arap, Kürt ve Süryanilerden oluşan merkezi heyetimiz ve uzman Kürt heyeti. Kürt heyeti şimdiye kadar Şam hükümeti ile resmi bir görüşme yapmadı ancak onlar Şam ile Kürt meselesine bir çözüm bulmayı çok istiyorlar. Merkezi heyete gelince, o bir randevu belirlendiği her an çalışmaya başlamaya hazırdır.

 

 

Son Haberler

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Türkiye Gündemi

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...