1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Tom Barrack’tan ‘ulus-devlet’ çıkışı

Enerji kaynaklarının Batı’ya ulaşımında siyasi sınırları eleştiren Barrack, “1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi” dedi.

ABD Büyükelçisi Tom Barrack, Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği röportajda Türk-Yunan ilişkileri, Doğu Akdeniz ve enerji koridorları hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Barrack’ın özellikle ulus-devlet yapısına ve sınırların ekonomi üzerindeki etkisine dair sözleri dikkat çekti.

“Ulus-devlet modeli işlemedi”

Bölgesel refahın artırılması için Hazar Denizi’nden Akdeniz’e uzanan tarihi ticaret yollarını (İpek ve Baharat Yolu) örnek gösteren Barrack, mevcut siyasi yapıların bu akışı durdurduğunu savundu.

Amerikalı Büyükelçi, küresel bakış açısını şu sözlerle özetledi:

“Geçmişten ne öğrendik? Baharat ve İpek Yolu, Doğu’yu Batı’ya bağlardı ve medeniyetlerin kaynaşması gerçekleşirdi. Bu tekrar olabilir ancak 1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her ülkenin, her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi.”

“Siyasi müdahaleden refahla kurtulursunuz”

Hazar Denizi’ndeki fosil yakıt kaynaklarının, Türkiye ve Yunanistan üzerinden Akdeniz’e ulaşmasının önündeki engellerin siyasi olduğunu belirten Barrack, “Bu siyasi müdahaleden nasıl kurtulacaksınız? Siyasi müdahaleden refah yoluyla kurtulursunuz” ifadelerini kullandı.

Heybeliada için tarih verdi

Röportajda Heybeliada Ruhban Okulu’nun durumu da gündeme geldi. Konunun ABD Başkanı Donald Trump ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için kilit öneme sahip olduğunu belirten Barrack, okulun açılması için ilk kez net bir tarih telaffuz etti:

“Okulun Eylül 2026’da potansiyel olarak yeniden açılmasını hedefliyoruz. İlerlemeyi izlemek ve tartışmaları hızlandırmak için buradayız.”

Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinin iyileştirilmesi gerektiğini savunan Barrack, ABD’nin bu süreçte bir “köprü” olabileceğini söyledi. Kıbrıs meselesine de değinen Büyükelçi, tartışmalı bir benzetme yaparak, “Sağlıklı bir vücudun ortasında bir apse (irin) barındıramazsınız. O vücudun her parçasının iyileşmesi gerekir. Kıbrıs kilit bir parça” dedi.

Büyükelçi Tom Barrack ile yapılan söyleşi şöyle:

Fener’e ziyaretinizin ve Ekümenik Patrik Bartholomeos ile görüşmenizin amacı neydi?

Ziyaretimin amacı elbette iki yönlü. Birincisi, İznik’in 1.700’üncü yıldönümünde papanın gelişi arifesinde, Başkanım adına tebriklerimizi, takdirlerimizi ve derin dostluğumuzu iletmek.

İkincisi, Hazretleri (Patrik) Amerika’yı ziyaret ettiğinde, patronum Başkan ile Oval Ofis’te Heybeliada Ruhban Okulu konusu gündeme gelmişti – ki bu konu Cumhurbaşkanı Erdoğan için olduğu kadar Başkan Trump için de kilit öneme sahip. Biz de ilerlemeyi izlemek ve tartışmaları yönlendirmek, hızlandırmak, kolaylaştırmak adına yapabileceğimiz bir şey olup olmadığına bakmak istedik; okulun Eylül 2026’da potansiyel olarak yeniden açılmasını hedefliyoruz.

Dolayısıyla, dünya çapındaki tüm patrikler, ekümenik destekçiler, başpiskoposlar ve piskoposlarla burada olmak harika bir fırsattı; ben de o inayetten biraz nasiplenmeyi umuyorum.

Türk-Yunan ilişkilerine hakim biri olarak, ilişkilerin, özellikle de Doğu Akdeniz bağlamında iyileştirilmesi için nasıl bir yol haritası görüyorsunuz?

Bence süreç şu an başlıyor. Dünyada gördüğümüz şey, geçmişin pişmanlıklarını bir kenara bırakıp yeni bir paradigma yaratmaya yönelik yeni bir ivme. Ve bu, Yunanistan ve Türkiye ile başlamalı. Birbirine bağlı iki büyük ülkenin, yüzlerce, binlerce yıl önce yaşanmış şeyler yüzünden hâlâ husumet duymasının hiçbir mantığı yok.

Yunanistan’da harika bir yeni Amerikan büyükelçimiz var. Kendisi çok iyi arkadaşımdır. Başkanımızla bu konuyu konuştuk ve “Acaba bu iki tuğlayı yeni bir şekilde, parça parça bir araya getiren harç olabilir miyiz?” dedik. Zamanı geldi. Bu olmalı. Birbirimizle ilişki kurma konusunda yeni bir bölgesel düzenin hayata geçmesi gerekiyor. Umuyorum ki Amerika bunun gerçekleşmesi için bir köprü olabilir. Hedefimiz bu.

İki ülke arasında Doğu Akdeniz için bir tür forum oluşturulmasının etkili bir yol haritası olabileceğini düşünüyor musunuz?

Kesinlikle. Yüzde yüz. Böyle olması gerekir. Her şey iletişimle başlar. Ve iletişim, korkudan ziyade refah güdüsüyle ilerler. Dolayısıyla, iki ülkenin bir araya gelmesiyle nelerin yaratılabileceğini bir düşünün; her iki ülke için, tüm insanlar için… Doğu Akdeniz’de yeni bir dokuya, birliğe, refaha ve çocuklar için daha iyi hayamlara dair tüm umut ve hayalleri düşünün.

Hazar Denizi’nden Akdeniz’e uzanan bir “formül”den bahsettiniz. Bu neleri kapsıyor?

Ben sadece alınan derslere bakıyorum. Geçmişten ne öğrendik? Patronum da aynısını yapar. Başkan Trump’ın bu küresel bakış açısına sahip olabilmesinin nedeni, bir tarih öğrencisi olmasıdır. Baharat Yolu ve İpek Yolu, Doğu’yu Batı’ya üç veya dört farklı rota üzerinden bağlardı. Ve bu refah yolu boyunca medeniyetlerin kaynaşması gerçekleşti. Bu tekrar olabilir, ancak 1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her ülkenin, her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi. Dolayısıyla, yeni bir refah tarzı yaratmak için şunu düşünün: Hazar Denizi’nde, Yunanistan ve Türkiye’nin giriş kapısı olduğu Akdeniz’e ulaşımı engellenmiş çok fazla fosil yakıt kaynağımız var. Nasıl açık olmazlar? Bu siyasi müdahaleden nasıl kurtulacaksınız? Siyasi müdahaleden refah yoluyla kurtulursunuz. Umudumuz budur.

Kıbrıs bu bölge için önemli mi? Bu sorunların ele alınması açısından?

Evet. Sağlıklı bir vücudun ortasında bir apse (irin) barındıramazsınız. O vücudun her parçasının iyileşmesi gerekir. Ve Kıbrıs kilit bir parça. Bu yüzden umudumuz, sürecin orayı da kapsamasıdır.

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...