1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Cemil Bayık’tan Öcalan’ın çağrısına, Rojava ve SDG açıklaması

 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF’ye verdiği demeçte, PKK yöneticilerinden Sabri Ok’un 26 Ekim’de yaptığı açıklamanın örgütün “barış ve demokratik toplum hedefindeki kararlılığının” somut bir ifadesi olduğunu belirtti.

Bayık, geri çekilme süreci ve silahlı mücadelenin sonlandırılmasının ardından sürecin hızlandırılmasını amaçlayan bu adımın Abdullah Öcalan’ın perspektifleri doğrultusunda atıldığını vurguladı.

“Barış süreci tıkanmasın diye sorumluluk aldık”

Bayık, “Barış süreci tıkanmasın, provokasyonlar fırsat bulamasın diye sorumluluk aldık” ifadelerini kullanırken, hükümetin bugüne kadar herhangi bir siyasi veya hukuki adım atmamasını “demokratikleşme beklentilerini zayıflattığı” şeklinde yorumladı.

Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısıyla başlayan sürecin ikinci aşamasına geçildiğini belirten Bayık, devletin gecikmeden “demokratik entegrasyon” ve “özgürlük yasaları” çıkarması gerektiğini söyledi.

Bayık, “PKK kendini feshetti, silahlı mücadele sona erdi; biz üzerimize düşeni yaptık. Şimdi adım atma sırası devlette” diyerek Öcalan’a “umut hakkının” tanınması ve “demokratik siyaset zemininin yasal güvenceye kavuşturulması” gerektiğini vurguladı.

“PKK’nin feshi tarihsel bir zorunluluk getirdi”

“Özellikle PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin bitişinin ardından, geçiş yasası çıkarılması artık tarihsel bir zorunluluktur” diyen Bayık, mevcut durumu “sorumlulukla atılmış ama tek taraflı kalmış bir barış adımı” olarak nitelendirdi.

Bayık, Öcalan’ın geçmişteki barış çabalarını hatırlatarak, 1988’de gazeteci M. Ali Birand’la yaptığı röportajda “Devlet bir memurunu göndersin, Kürt sorununu konuşalım” dediğini, 1993’te Özal’ın yaklaşımı üzerine “tek taraflı ateşkes” ilan ettiğini belirtti.

Ayrıca 1 Eylül 1998 ve 2007’deki ateşkes ilanları ile İmralı ve Oslo’da yapılan görüşmeleri anımsattı.

1999 ve 2013’te örgüt güçlerinin Türkiye sınırları dışına çıkarıldığını, 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Sarayı’nda ortak deklarasyon okunduğunu ancak sürecin “araçsallaştırıldığı” için bu mutabakatın reddedildiğini ifade etti.

“Öcalan’ın çağrısı Türk-Kürt kardeşliğini güçlendirecek”

Öcalan’ın Kürt, Türk, Çerkes, Arap, Alevi, Sünni, Hristiyan, tüm Türkiye halklarına karşı duyduğu sorumluluk gereği 27 Şubat 2025’te çağrı yaptığını belirten Bayık, “Bu çağrıyı Kürt’ü ve Türk’üyle tüm Türkiye halklarının büyük kazanacağı bir adım olarak görmek gerekir” dedi.

Bayık, tarihsel süreçte Kürt ve Türk halklarının ortak hareket etmesinin önemine değinerek, 1071 Malazgirt Savaşı, Osmanlı’nın yayılışı ve Milli Mücadele dönemlerindeki ittifakları örnek gösterdi.

“1923Ten sonra Kürtlere sırt çevrilmiştir”

Bayık, “Ne var ki, 1923Ten sonra Kürtlere sırt çevrilmiştir. Ulus-devlet anlayışıyla Kürdistan’ı, Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirme politikaları izlenmiştir” dedi.

Ulus-devlet zihniyetinin farklı kimlikleri yok etmeyi hedeflediğini ve Osmanlı’da olmayan Kürt soykırım politikasının Cumhuriyet döneminde uygulandığını savundu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Türk-Kürt anlayışını “Batı’nın ulus-devlet anlayışıyla zehirlenmiş” olarak yorumladı.

1923 sonrası Türk devleti ile Kürtlerin birbirinden uzaklaştığını, Kürtlerin kimlik, dil ve kültürlerinin inkâr edilmesiyle devlete yabancılaştığını dile getiren Bayık, bu durumun ancak “demokratik entegrasyon” yasalarıyla giderilebileceğini belirtti.

Bayık, demokratik entegrasyonun, Kürtlerin hukuki olarak haklarının tanınması temelinde sistem içine alınmasıyla mümkün olacağını ifade etti.

“Silahlı mücadele anlamsız hale geldi, sıra siyasi adımlarda”

Silahlı mücadelenin kendileri açısında “bir araç” olduğunu belirten Bayık, “Kürt halkının 50 yıllık mücadelesiyle yarattığı birikim sayesinde demokratik siyaset yapma imkânı doğmuşsa, silahlı mücadele anlamsız hale gelir” dedi.

Öcalan’ın Bahçeli’nin çağrısı karşısında ortaya koyduğu inisiyatifin “Türk-Kürt kardeşliğine dayalı kazan-kazan süreci” olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Bayık, “Artık devletin önemli adımlar atması gerekiyor. PKK feshedildi, silahlı mücadele bırakıldı. Bu atılan adımların gerçek olarak anlamlı hale gelmesi için devletin yapması gerekenler var. Silahlarını bırakanlar Türkiye’ye döndüğünde özgürce siyaset yapma ve demokratik örgütlenme imkanı bulacaklar mı? Bu Öcalan’ı ve ilgili herkesi kapsamalı. PKK yönetimi de dahil. Bunun yasası ve siyasi adımları atılmadan başka adımların hiçbir anlamı olmaz. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açısından atılması gereken ilk adım budur” dedi.

Savaşın yıkıcı etkileri ve muhalefetin tutumu

PKK’yi tasfiye etmek için geçmişte “kirli bir savaş” yürütüldüğünü ve bu savaşın Türkiye’nin kaynaklarını tükettiğini ifade eden Bayık, savaş ortamının toplumda çürümeyi artırdığını söyledi.

2007-2015 arasındaki çatışmasızlık ve diyalog sürecini Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddederek yok edenin bizzat dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan olduğunu öne sürdü. CHP başta olmak üzere muhalefetin çoğunluğunun bu süreci desteklediğini, sadece İyi Parti’nin “savaş rantçısı” olarak süreç karşıtlığı yaptığını iddia etti.

Rojava ve SDG vurgusu

Cemil Bayık, Öcalan’ın çağrılarının sadece PKK için yapıldığını, Rojava ve Demokratik Suriye Güçleri’ni (DSG) kapsamadığını söyledi.

Türkiye’nin Öcalan’dan “YPG-SDG de silah bıraktırmasını” talep etmesini, ancak bu talep karşısında Öcalan’a özgür yaşam ve çalışma koşulları yaratılmamasını “yaman bir çelişki” olarak nitelendirdi.

Bayık, Rojava’da Kürt, Arap, Süryani ve diğer halkların Öcalan’ı dinlediğini ancak Rojava’da özerk sisteminin kendi yönetimleri olduğunu ve “halkların iradesi dışında hareket edemeyeceğini” belirtti.

Bayık, “20 bin şehit vermiş bir halka ‘silah bırakın’ demek büyük bir saygısızlıktır” dedi.

Cemil Bayık, devletin SDG’nin silah bırakmasını istemesini, Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) Alevilere ve Dürzilere yaptıkları ortadayken “Kuzey-Doğu Suriye halklarına düşmanlık” olarak değerlendirdi.

 

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...