1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Diyarbakır Barosu’ndan Tom Barrack’a, ‘Rojava’ mektubu gönderdi: Kürt halkının meşru taleplerine saygı gösterin

Diyarbakır Barosu avukatlarından Sedat Çınar’ın öncülük ettiği bir grup hukukçu, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ı, Rojava Özerk Yönetimi’nin taleplerine karşı takındığı tutum nedeniyle kınayan ve Kürtlerin meşru taleplerini tanımaya çağıran bir mektup gönderdi.

Mektubun imzacıları arasında eski ve yeni baro başkanları da bulunuyor.

Avukatlar, Tom Barrack’ın, Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) yeni Şam yönetimine özerklik ya da federasyon olmaksızın dahil olması gerektiği, aksi halde ABD’nin aradan çekilerek DSG’nin Türkiye ve Şam ile sorunlar yaşayacağı yönündeki sözlerine sitem eden bir mektup kaleme aldı.

Mektupta, Barrack’ın üniter ve merkeziyetçi söyleminin HTŞ gibi radikal grupları cesaretlendirme tehlikesi taşıdığı belirtildi.

Mektupta, “Kürtlerin federasyon, özerklik gibi ‘ademi merkeziyetçi’ statü talepleri, bir ayrıcalık ve ayrımcılık değil aksine Suriye’de demokratik bir düzenin tesisi için gerekli asgari taleplerdir. Bu talepleri yok saymak, barışı değil, çatışmayı besler… Son açıklamalarınıza duyduğumuz öfke ile size sesleniyoruz: Kürt halkının haklı ve meşru taleplerine saygı gösterin!” ifadeleri yer aldı.

Hazırlanan mektup, Büyükelçi Barrack’a ulaştırılmak üzere Diyarbakır Barosu’na verildi. Mektup, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne gönderilecek.

“Kürt halkı varlık, özgürlük ve eşitlik mücadelesini 200 yıldır sürdürmektedir”

Diyarbakır Barosu Yönetimi’nin de imzaladığı mektup şöyle:

“Bilginiz dahilindedir ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun devletin merkezileştirilmesi politikaları kapsamında, Kürt Beylikleri ve Emirliklerinin özerk yapıları ortadan kaldırılmış, zorla merkeze bağlanmaları sağlanmıştır. Bu süreç, Kürt halkının son iki asırdır devam eden çatışmalı ve sancılı tarihinin temelini oluşturmuştur. Her ne kadar bu mücadele yenilgiler, kan ve gözyaşıyla dolu olsa da, Kürt halkı inkarı ve esareti kabul etmeyerek, varlık, özgürlük ve eşitlik mücadelesini 200 yıldır sürdürmektedir. Son 50 yılda İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de 500 binden fazla Kürt bu uğurda hayatını kaybetmiş ya da öldürülmüştür. Kürtler, insanlığın ortak düşmanı IŞİD’e karşı Irak ve Suriye’de uluslararası koalisyonun bir parçası olarak savaşırken, kanlarıyla ve canlarıyla inkâr edilemez bir bedel ödemiştir.

“Söyleminiz, Birleşik Devletler’in kuruluş felsefesi ilkelerini de zedelemektedir”

Ancak sizin, Suriye ve Irak Kürtlerinin taleplerini yok sayan ‘tek millet, tek devlet, tek ordu, tek Suriye’ söyleminiz, bu onurlu mücadeleye gölge düşürmekle kalmamakta, aynı zamanda Birleşik Devletler’in kuruluş felsefesi olan özgürlük ve halkların kendi kaderini tayin hakkı ilkelerini de zedelemektedir. Amerikan kurucu babalarından Thomas Jefferson, ‘Hükümetler meşruiyetini halkın rızasından alır.’ derken, sizin savunduğunuz ‘tekçilik’ ve ‘Osmanlı millet sistemi’, farklı kimliklerin eşitlik taleplerini değil, aşırı merkezci devlet aygıtının tahkimini hedeflemektedir.

“Kürtler, IŞİD’e karşı insanlık adına da bedel ödemiştir”

Kürtler, insanlığın ortak düşmanı IŞİD’e karşı savaşırken yalnızca kendi özgürlükleri için değil, insanlık adına da bedel ödemiştir. Müttefikiniz olan Kürtlerin bu fedakarlığını ‘onlara borcumuz yok’ diyerek yok saymak yalnızca nankörlük değil, aynı zamanda ahlaki bir körlüktür. Daha da vahimi, üniter ve merkeziyetçi söyleminiz, HTŞ gibi radikal terör gruplarını cesaretlendirme tehlikesi taşımaktadır. Bu gruplar, Ezîdî ve Hristiyan kadınlara cinsel kölelik dayatan, Kürtleri, Arap Alevilerini, Dürzileri ve diğer azınlıkları hedef alan, kendileri gibi düşünmeyenleri vahşice yok eden bir zihniyetin temsilcileridir. Sizin söylemleriniz, IŞİD üniformasını çıkarıp kravat takan bu barbarların, Suriye’de Kürtler ve diğer farklı topluluklara yönelik yeni saldırılarını meşrulaştırabilir, teşvik edebilir ve yeni çatışmalara zemin hazırlayabilir. Bu yaklaşım, bölgeyi daha derin bir kaosa sürükleme riski taşımaktadır.

“Kürtlerin ‘ademi merkeziyetçi’ statü talepleri bir ayrıcalık değil”

Kürtlerin federasyon, özerklik gibi ‘ademi merkeziyetçi’ statü talepleri, bir ayrıcalık ve ayrımcılık değil aksine Suriye’de demokratik bir düzenin tesisi için gerekli asgari taleplerdir. Bu talepleri yok saymak, barışı değil, çatışmayı besler. Adaşınız Thomas Jefferson’ın kalemiyle soruyoruz: ‘Bir halkın iradesini ve taleplerini yok sayarak, dünün barbar teröristlerinin yöneteceği bir devlette nasıl adil bir düzen kurmayı umuyorsunuz?’

“Kürt halkının haklı ve meşru taleplerine saygı gösterin”

Son açıklamalarınıza duyduğumuz öfke ile size sesleniyoruz: Kürt halkının haklı ve meşru taleplerine saygı gösterin! Çünkü bu toprakların tarihini anlamadan yazmaya kalktığınız senaryo, ne Kürtlerin ne de diğer mazlum halkların hakikatine tekabül etmiyor. Adalet, halkların sesine kulak vermekle mümkündür.

“Bu mektup, bir halkın öfkesinin ve umudunun sesidir”

Sizden beklentimiz; müttefiklik ruhuna sadık kalarak, Kürt halkının ödediği ağır bedeli unutmadan, Kürt halkının ve Suriye’deki diğer toplulukların meşru taleplerine saygı duyan bir tutum sergilemenizdir. HTŞ ve benzeri yapıların elini güçlendiren, barbar zihniyetlere cesaret veren söylemler yerine; farklılıkları kucaklayan, dezavantajlı grupları güvende tutan ve barışı önceleyen bir vizyon ortaya koymanızı umuyoruz. Bu mektup, bir halkın öfkesinin ve umudunun sesidir. Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesinde, Jefferson’ın özgürlük mirasının payının da olduğunu hatırlatarak; bundan sonraki konuşmalarınızda bu sese kulak vermenizi umuyoruz. Saygılarımızla.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...