23 Ekim 2026
17.3 C
İstanbul

Şam kırsalında HTŞ ile çatışan Dürziler kimdir?

Suriye’nin başkenti Şam’ın kırsalında yaşanan çatışmalar, Dürzileri manşetlere taşıdı.

29 Nisan’da Sünni silahlı gruplarla Dürziler arasında patlak veren çatışmaların fitilini Muhammed Peygamber’e hakaret edilen bir ses kaydının yayımlanması ateşledi.

Kaydın, Dürzi bir din adamına ait olduğu iddia edildi. Söz konusu kişi iddiayı yalanladı.

İçişleri Bakanlığı, çatışmaların “sosyal medyada yayılan tahrik ve nefret söylemleri” nedeniyle çıktığını açıkladı.

Şam kırsalında Dürzilerin çoğunlukta olduğu Ceramana kasabasında başlayan çatışmalar daha sonra yakınlardaki Sahnaya kentine sıçradı.

Suriye hükümeti, çatışmaların ardından bölgeye yüzlerce asker ve ağır teçhizat sevk etti.

Suriye’deki Dürzi ileri gelenleri yaşananlara tepki gösterdikleri açıklamalarında, Suriye’nin bölünmesine karşı olduklarını, Dürzilerin “Suriye’nin ayrılmaz bir parçası” olduğunu vurguladılar.

Geçtiğimiz aylarda Dürzileri koruma sözü veren İsrail çatışmalar sonrası, Suriye’ye iki hava saldırısı düzenledi.

Başbakan Binyamin Netanyahu, “Bu, Suriye rejimine net bir mesajdır. Şam’ın güneyine güç konuşlandırılmasına ya da Dürzi topluluğa yönelik herhangi bir tehdide izin vermeyeceğiz” dedi.

İsrail, “İsrailli Dürziler ve Suriyeli Dürziler arasındaki yakın bağlardan ötürü” sorumluluk taşıdıklarını söylüyor.

Suriye yönetimi ise, İsrail’in başkanlık sarayı yakınına düzenlediği hava saldırısını “tehlikeli bir tırmandırma” olarak nitelendirdi.

Esad yönetiminin düşmesinden sonra göreve gelen yeni Suriye yönetimi ile Dürzi toplumunun temsilcileri arasında aslında Ceramana ve Sahnaya’da ateşkes anlaşmasına varıldı ancak devam eden gerginlik nedeniyle bu sürdürülemedi.

Süveyda Vilayeti’nde de silahlı saldırılar yaşandı. Silahlı Dürziler, Sahnaya’ya destek olmak için yola çıkan bir konvoyda pusuya düşürüldü; saldırıda 35 kişi hayatını kaybetti.

Geçiş dönemi Devlet Başkanı Ahmed eş-Şera, Aralık 2024’te yönetimi ele geçirdikten sonra ülkedeki azınlıkları koruma sözü vermişti.

Ancak Mart’ta ülkenin Akdeniz kıyısında çoğunlukla Alevilerin yaşadığı bölgelerde yüzlerce sivilin öldüğü çatışmalar, Eş-Şera’nın taahhütlerine gölge düşürdü.

Esad rejiminin devrilmesinden beri Dürzilerin geleceği de çok sayıda soruyu beraberinde getirdi.

Dürziler kimdir?

Dürzilik 11. yüzyılda, Şii mezhebinin bir kolu olan İsmaililik içinden doğdu.

Dürziliğin adı, Orta Asya kökenli din adamı Muhammed bin İsmail el-Derezi’den geliyor.

Dürziler çoğunlukla Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail ve İsrail işgalindeki Golan Tepeleri’nde yaşıyor.

Suriye’deki varlıkları yüzyıllar öncesine dayanıyor.

Suriyeli Dürziler’in büyük çoğunluğu başkent Şam’ın güneyindeki Süveyda Vilayeti’nde yaşıyor.

Suriye’de başka bölgelerde de Dürzi köyleri bulunuyor.

Dürziler, yüzyıllar boyunca zulme uğramamak için dinleriyle ilgili olarak adeta bir kapalı kutu gibi yaşadılar.

Sadece inancına derin bir bağlılık sergileyen çok az sayıda Dürzi’nin, tam olarak dini törenlere katılmasına ve dini yazılara erişimine izin veriliyor.

Her ne kadar Dürziler bölgenin din tarihini biçimlendirmede belirgin bir rol oynamış olsalar da geleneksel bağlamda siyasetin dışında kalan bir grup olarak değerlendiriliyorlar.

Ancak Dürziler uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde yaşadı, ayaklanmalar başlattı.

19. yüzyılda Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında ise Osmanlı’nın yanında yer aldı.

1925’te Suriye’de Fransız işgaline karşı direnişte önemli bir rol oynadılar ve Sultan el-Atraş liderliğindeki Büyük Suriye İsyanı’nda başı çektiler.

Suriye’deki Dürzi topluluğunun sayısı 700 bini buluyor.

Dürziler Suriye’de çoğunlukta Şam civarında, Süveyda ve Idlib vilayetlerinde ve İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde yaşıyor.

İsrail’de ise yaklaşık 150 bin Dürzi yaşıyor ve çoğu İsrail toplumunun ve ordusunun bir parçası olmuş durumda.

Golan Tepeleri’ndeyse 23 bin Dürzi var ancak çoğu Suriye’yi vatan olarak benimsemeyi sürdürüyor ve İsrail vatandaşlığını reddediyor.

Suriyeli Dürziler’in büyük çoğunluğu Esad yönetimine sadıktı.

Dürziler Esad’ın düşmesi durumunda, azınlık gruplarının hedef alınacağından ve toplulukların Suriye’deki Sünni çoğunluk içinde yer alan radikaller tarafından ortadan kaldırılacağından korkuyordu.

Liderleri kimler?

Dürzilerin bugün üç ruhani lideri bulunuyor: Şeyh Hikmet el-Hicri, Şeyh Hamud el-Hanavi ve Şeyh Yusuf Carbu.

En önemli Dürzi askeri liderler ise Laith Al-Balaous ve Süleyman Abdülbaki olarak kabul ediliyor.

Dürzilerin çoğu eski Suriye lideri Beşar Esad’a karşı ayaklanmadı; iç savaşa da dahil olmamaya çalıştı.

Dürzilerin çoğu yalnızca kendi bölgelerini korumak için yerel komiteler kurmak amacıyla silahlandı.

Yaşadıkları bazı bölgeler özellikle 2012-2015 yılları arasında IŞİD ve Nusra Cephesi’ne bağlı grupların küçük çaplı saldırılarının hedefi oldu.

2014’ün sonunda Nusra Cephesi liderliğindeki muhalif grupların İdlib’in kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Nusra Cephesi savaşçıları ile İdlib kırsalındaki Kalb Lovze köyündeki Dürzi topluluğu sakinleri arasında bir anlaşmazlık çıktı ve silahlı çatışmaya dönüştü.

Nusra Cephesi yerel sakinler tarafında silahlı saldırıyı başlatmakla suçlandı. Olaylarda yaklaşık 20 Dürzi ve üç Nusra Cephesi üyesi hayatını kaybetti.

Olayların ardından Nusra Cephesi, savaşçılarının “komutanlarına danışmadan hareket ettiğini” belirten bir açıklama yaptı.

Örgüt açıklamasında, “kapılarının herkese açık olduğunu” belirterek olayları yatıştırmaya çalıştı.

Nusra Cephesi’nin Hayat Tahrir el-Şam’a (HTŞ) dönüşmesiyle birlikte olaylar devam etti ve İdlib’deki Dürzi topluluğu arasında endişelere yol açtı.

Syrians for Truth and Justice (Hakikat ve Adalet peşindeki Suriyeliler) örgütü, önce Nusra Cephesi ve daha sonra Heyet Tahrir eş-Şam olmak üzere silahlı İslamcı grupların İdlib’de Dürzi vatandaşlara karşı işlediği insan hakları ihlallerini 2022’de raporlaştırdı.

Örgüt, 2012 ile 2022 yılları arasında Dürzilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde 53 kaçırma olayının gerçekleştiğini kaydetti. Raporda kaçırmaların 23’ünden Heyet Tahrir eş-Şam sorumlu tutuldu.

Raporda ayrıca yıldırma, dini zulüm ve mülk ve gayrimenkule el konulması gibi diğer insan hakları ihlalleri de sıralandı.

2023’te, Suriye’de silahlı çatışmaların nispeten azaldığı bir dönemde, Süveyda’daki Dürzi toplumunun bir kesimi, rejimi destekleyen Şeyh Yusuf Carbu hariç, dini otoritelerin desteğiyle rejime karşı protestolar düzenledi ve Beşar Esad’ın yönetimi bırakmasını talep etti.

Protestolar, Süveyda’daki Sultan el-Atraş’ın türbesinin yakınındaki Karama Meydanı’nda yoğunlaştı.

Dürziler hükümete yeniden güvenebilir mi?

Suriye’nin Ahmed eş-Şera liderliğindeki yeni yönetimi için bir diğer sorun da Dürzilerin elindeki silahlar.

İç savaş boyunca Dürziler yaşadıkları bölgeleri korumak için yerel silahlı gruplar oluşturdu.

Şeyh Hikmet el-Hicri, Ocak ayında verdiği bir röportajda, Esad rejiminin düşmesinden hemen sonra yeni yönetimle ilişki kurmaya başladıklarını söyledi.

Röportaj sırasında Şeyh Hikmet el-Hicri, Eş-Şera’ya bir mesaj da gönderdi. O mesaj, “geçiş aşamasının başarıyla aşılabilmesi ve daha net olması gereken bir sonraki aşamanın güvence altına alınabilmesi için diyalog ve fikir alışverişi” çağrısında bulunuyordu.

Bu mesaj öncesinde, Aralık ayında, Dürzi liderler Eş-Şera ile bir araya gelmişti.

Görüşme sırasında Eş-Şera, Suriye’nin “bölünmemesi gerektiğini ve sosyal adaleti sağlamak için devlet ile tüm mezhepler arasında bir sosyal sözleşme olması gerektiğini” belirtti.

Eş-Şera Dürzi heyetine, “Bizim için önemli olan, ayrılığa yol açabilecek kotaların veya ayrıcalıkların olmaması” dedi.

Mart başında Şam kırsalında Dürzilerin çoğunlukta olduğu Ceramana kasabasındaki Dürzi militanlar ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarla iki taraf arasındaki ilişkiler ilk kez test edildi.

Ancak, yüzlerce Alevi sivilin öldürüldüğü bildirilen Suriye’nin kıyı bölgesindeki son olaylar sonrası Şeyh Hikmet el-Hicri, kıyıdaki askeri operasyonların durdurulması çağrısında bulundu.

8 Mart’ta El-Hicri, yaşananları “sistematik öldürme” olarak tanımladı.

El-Hicri son çatışmaları da “sistematik” olarak nitelendirdi; “Artık kendisine hükümet diyen bir gruba güvenmiyoruz, çünkü hükümet aşırılıkçı çeteler aracılığıyla kendisine sadık halkı öldürmez ve katliamdan sonra bunların kendileri dışındaki güçler olduğunu iddia etmez” dedi.

Son Haberler

Fidan: Mekke İttifakı bölgesel güvenlik, barış ve refah için kuruldu

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nda...

‘Alihan Kuriş’ soruşturmasında 19 kişi daha tutuklandı

Alihan Kuriş'in liderliğinde "çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve...

Viyan Hababi: YBŞ Şengal’de kalacak

Ezidilerin savunmasını yapan  Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) Genel Komutanlık Üyesi Viyan Hababi, Irak hükümetiyle yürütülen görüşmelerin en üst düzeyde devam ettiğini belirterek, “YBŞ ve YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri) savaşçıları Şengal’de kalacak” dedi. Hababi, taraflar arasında belirli bir uzlaşının sağlandığını ancak henüz resmi bir anlaşmanın imzalanmadığını ifade etti. Rojnews’e konuşan YBŞ Genel Komutanlık Üyesi, “YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalacağı ve kendi topraklarını koruyacağı konusunda bir anlayışa ulaştık” diye konuştu. “Bağdat’la görüşmeler sürüyor” Şengal’in geleceği, Irak’ın gündemindeki en önemli konular arasında yer alıyor. 12 Eylül’de Ezidi temsilciler ve Şengal savunma güçleri, Irak Başbakanı Ali Zeydi ile bir araya geldi. Son olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım Abudi, MERI Forumu’nda Şengal savunma güçleriyle uzlaşıya vardıklarını açıklamıştı. Hababi, çözüm amacıyla yürütülen görüşmelerin şubat ayından bu yana devam ettiğini belirtti. “Biz Iraklı bir gücüz” Hababi, en başından beri kendilerini Iraklı bir güç olarak tanımladıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Bizim Irak’a yönelik herhangi bir tehdidimiz yok. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve bu ülkenin bir gücüyüz. Ancak en başından beri Irak’tan talebimiz, savunma gücümüzün genel bir çatı altında, kendi yerinde kalarak toplumumuzu korumasıydı. Görüşmelerin amacı, güçlerimizin Irak ordusuna entegre edilmesi ancak özerkliğini korumasıydı.” “Savaşçılarımız Şengal’den ayrılmayacak” Viyan Hababi, Irak hükümetiyle uzlaşılan başlıklara ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “Genel bir çatı oluşturulacak ve bu yapı Irak hükümetinin bir bakanlığına bağlı olacak. Ancak Êzidî toplumunun özerkliği göz önünde bulundurulacak. Irak hükümetiyle YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalması konusunda anlaştık. Temel görevimiz topraklarımızı, yurdumuzu ve toplumumuzu korumaktır. Bazı çevreler aramızda ve Irak ordusu arasında çatışma çıkmasını istedi ancak biz kan dökülmesini önleyerek bunun önüne geçtik.” YBŞ komutanı Habibi, görüşmelerin bir sonuca ulaşması halinde kamuoyunu resmi bir açıklamayla bilgilendireceklerini söyledi.

Tom Barrack, Ahmed Şara ve Şeybani ile görüştü

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi...

Azerbaycan 31 Türk’ü istenmeyen kişi ilan etti, Erdoğan Aliyev ile görüştü

Azerbaycan hükümeti 31 Türk vatandaşını, bu ülkedeki okullarda başörtüsü...

Yaşar Güler’den Irak ve Suriye açıklaması

Türkiye Milli Savunma Bakanı Güler, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki...

YPJ şartlarını açıkladı: ‘Kadınların kimliğini korumak temel çizgimizdir’

Rojava’da Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlığı, Suriye hükümetiyle...

Türkiye Gündemi

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...

DEM Parti MYK’si süreci görüşmek üzere toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar...

Bakırhan: Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun çalışması tarihi öneme sahiptir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup...