3 Ekim 2026
17.6 C
İstanbul

Özgür Özel’den Kürt meselesi açıklaması

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kürt sorunun çözümü için Meclis dışında bir başka adres tanımayacaklarını söyledi.

CHP’nin Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle  başlattığı ”Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin üçüncü adresi adresi Mersin oldu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel Mersin’deki konuşmasında şunları söyledi:

”Biliyorsunuz, bu iktidarın Tayyip Erdoğan’ın kimyasını bozan işlerden bir tanesi de altın hesabı. Yıllardır, AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın, şimdi 3 çeyrek altın aldığını; en düşük asgari ücretin, AK Parti geldiğinde, Erdoğan geldiğinde 7 çeyrek altın, şimdi 4 çeyrek altın aldığını ısrarla anlatıyorum. Ben bunu söyledikçe çıldırıyor, deliriyor. Diyor ki, ‘Altın hesabını bırak.’ Bugün buradan bir başka altın hesabını kendisine hatırlatalım. 19 Mart darbesini yaptığın 40 gün önce, sadece 40 gün önce, asgari ücretli 6,5 gram altın alabiliyordu; şimdi 5 gram alıyor. Her asgari ücretlinin cebinden aylık bir buçuk gram altın, 4 bin lira mı, 6 bin lira fakirleştirdin onları. Her emeklinin cebinden 1 gram altın; 4,5 gram alıyordu, 3,5 grama düştü. En düşük memur maaşı 13 gram altın alıyordu, 10 grama düştü. 3 gram çeyrek altın her memurun cebinden çıktı, gitti. Yani yapılan bu darbenin her birimize maliyeti ayrı ayrı oldu.

“Erdoğan, don felaketini küçümsedi, ‘bazı şehirlerde bazı ürünlerde bir miktar hasar var’ dedi”

Bu parayı bir gecede, bir haftada çarçur edenler, para Mersin’e lazım olunca, Adana’ya, Osmaniye’ye, Kahramanmaraş’a, Hatay’a lazım olunca, Türkiye’deki çiftçilere lazım olunca susuyorlar, duruyorlar. Çukurova’da, Mersin’de, bütün Türkiye ile birlikte geçtiğimiz hafta büyük bir don felaketi yaşandı. Yüksek girdi maliyetlerinin üstüne, önce kuraklık, geçen hafta da don felaketi geldi. Turunçgilde yüzde 40, çilekte yüzde 50, kayısıda yüzde 70’e varan kayıplar var. Ancak bu iktidar çiftçinin yanında durmadı. Erdoğan don felaketini küçümsedi, ‘bazı şehirlerde bazı ürünlerde bir miktar hasar var’ dedi. Oysa hasar, narenciye üreticisini perişan etti, meyve üreticisini perişan etti. Bunun için bütün Türkiye’de, fındıktan çaya, üzümden narenciyeye kadar, kayısıdan diğer meyvelere kadar tüm üreticinin arkasında durması gerekmektedir. Ancak çiftçiye sahip çıkmak için öncelikle afet yaşanan tüm bölgeler afet bölgesi ilan edilmelidir. Zarara uğrayan çiftçilerin hasarları tamamı devlet tarafından ödenmek üzere harekete geçilmelidir. TARSİM sistemi yenilenmeli, prim yükü çiftçinin sırtından alınmalıdır.

”O tüpçü sizin yerinize krediyi çekti, o tüpçü bu krediyi ödemedi”

Acil olarak, Tarım Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankası’na olan çiftçi borçları silinmeli, faizleri affedilmeli, ana para beş yıla bölünmeli ve çiftçinin rahat bir nefes alması sağlanmalıdır. Oysa Ziraat Bankası bırakın faizi silmeyi, faiz üstüne faiz bindirmekte, temerrüt faizleri ile çiftçiye yüklenmekte ve çiftçiye haciz yapmakla meşguldür. Buradan sesleniyorum, bütün çiftçilere şunu hatırlatıyorum: Size ucuz, düşük faizli, faizsiz krediler vermesi gereken banka size bunu yapmazken bankanın suçu yok. Ülkeyi yönetenler bunu yapmazken, bir talimatlarıyla Doğan Medya Grubu’nu, Doğan Haber Ajansı’nı, Demirören Grubu’na Ziraat Bankası’ndan verdikleri 800 milyon dolar kredi ile peşkeş çekti birileri. O tüpçü sizin yerinize krediyi çekti, o tüpçü bu krediyi ödemedi. İki kere faizleri silindi, iki kere yapılandırıldı. Onda birini bile ödemedi. Krediye karşı bir tane golf sahasını gösterdi, oradan ballı kredileri çekti. Bu çiftçiye değil de o tüpçüyü düşünen bu iktidara önümüzdeki sandıkta bu çiftçi, Mersin’in çiftçisi gösterecektir gücünü.

”’Köylü milletin efendisidir’ diyen ilk Cumhurbaşkanı gibi birisi, Ekrem İmamoğlu geliyor”

 Size söz veriyorum, hani Mersin’deki o çiftçi ‘Anamızı ağlattın’ diyen çiftçi, ‘Ananı da al git’ diyen Cumhurbaşkanı gibi değil; ‘Köylü milletin efendisidir’ diyen ilk Cumhurbaşkanı gibi birisi, Ekrem İmamoğlu geliyor. O yapacak çiftçiyi yeniden milletin efendisi. İşte bunun için bizden korkuyorlar. Ben Mersin’de muhteşem bir kalabalığı, çok güzel insanları, Mersin’in bütün renklerini bir arada görüyorum. Ancak burada, seçimlerde de omuz omuza veren Mersin’in bütün demokratları var. Sosyal demokratların yanında, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, Mersin’in bütün renklerine, bütün demokratlarına selam olsun. Mersin’de Kürt’ü ile Türk’ü, birlikte yaşama kültürüyle, birlikte kol kola yaşarken, biz bundan sonraya ‘Otokrasi ya demokrasi’ diyenler olarak, siyasi yelpazenin en sağından en soluna kadar, bugün burada olduğu gibi, siyasi partilerden demokrasiye inanmış milyonlarla birlikte bir olacağız, birlikte olacağız. Bizim birlikteliğimizin adı Yenişehir’de Yenişehir İttifakı’dır, Mersin’de Mersin İttifakı’dır, Türkiye’de Türkiye İttifakı’dır. Renklerini ay yıldızlı al bayraktan alan, ancak kimseyi öteki yapmayan, kimseyi küçük görmeyen, önüne geleni terörist ilan etmeyen, Türkiye’yi Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bir gören, birlikte gören, Türkiye’nin kurtuluşunu birlikteliğimizde gören milyonlarız biz. Mersin’de çok sayıda Kürt vatandaşımız da huzur içinde, hep birlikte yaşıyor.

Kürt meselesi: “Gizli pazarlıkların olmayacağı, anlaşmaların değil, şeffaflığın, samimiyetin, toplumsal mutabakatın sonuna kadar arkasındayız”

Bir süredir Kürt meselesinde yeni bir süreç yürütülüyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak en başından beri, insanlar ‘Sorunumuz var’ diyorsa, bu sorunun çözümünden yanayız. Tüm sorunların çözümünün demokrasiden geçtiğinin farkındayız, bilincindeyiz. Bunun için meclisten başka zemin, Meclis’te çalışmaktan başka çare bilmeyiz. Gizli pazarlıkların olmayacağı, anlaşmaların değil, şeffaflığın, samimiyetin, toplumsal mutabakatın sonuna kadar arkasındayız. Bu konuda tarihsel tutarlılığa sahip bir parti olarak, sorunun çözümü için kendi komisyonumuz, hukukçularımız, siyaset bilimcilerimiz uzun süredir çalışıyorlar. Meclis Başkanı’na sorumluluk alması için çağrıda bulunduk. Ne yapılacaksa milletin gözünde, milletin vekilleriyle, milletin gözünün içine bakarak, şehit ailelerinin ve gazilerin gözünün içine bakamayacak bir şey yapmadan… Ama birileri gibi ‘Böyle bir sorun yoktur’ diyerek öyle gözünü kulağını da kapatmadan, insanı insan olarak severek, Türk ile Kürdün kardeşliğini bilerek, bundan sonraki barışın Türkiye’yi güçlendireceğini bilerek, Mersin’den Türkiye’deki herkesi, bütün demokratları büyük bir inanç ve kararlılıkla selamlıyorum.

“Ahmet Özer’in, Mersin’in evladı Ahmet Özer’in sonuna kadar arkasındayız”

Biraz önce bir hemşerimizin, size emeği olan Toros Üniversitesi’nin kurucularından, Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Ahmet Özer’in mektubu okundu, dinlediniz, alkışladınız, dayanışmanızı gösterdiniz. Yıllarca Mersin’de görev yapan bir evladınız elbette şu anda bulunduğu hücresinden bizi izliyor. Onu, Esenyurt’u, bizim 100 bin nüfusu varken AK Parti’ye verip geçen dönem bir milyonun üstündeki nüfustan aldığımız Esenyurt’u kazandığı için onu terörist olmakla suçluyorlar. Suçu Kürt olmak, suçu Kürtlerle Türklerin kardeşliğini savunmak, bu konuda makaleler yazmış olmak, kitaplar yazmış olmak, hatta bugünkü iktidardan övgüler almış olmak. Ahmet Özer’i terörizmle suçlama gerekçeleri ne biliyor musunuz? O gerekçenin iki tanesi var; biri, Kent Uzlaşısı dedikleri, Esenyurt İttifakı dediğimiz, Kürtlerin de listede kendilerinden birini görünce oy verebildikleri bir listeye, Esenyurt İttifakı’na terörist damgası vuruyorlar. Ama esas suçlama, Ahmet Özer telefon açmış, demiş ki bir babaya, vefat eden anası için ‘Anneniz sizin gibi çok kıymetli evlatlar yetiştirdi.’ Konuştuğu kişi herhangi birisi; bir kardeşinin varmış, terör örgütü ile bir bağlantısı… ‘Anneniz sizin gibi kıymetli evlatlar yetiştirdi’ deyince, güya teröriste övgü yapmış. Esenyurt’u kazanmaktan başka suçu olmayan Ahmet Özer’in, Mersin’in evladı Ahmet Özer’in sonuna kadar arkasındayız.

“Başörtüsü kaygısıyla haksızlıkların, adaletsizliklerin üstünü örtemezsiniz”

Bu iktidar yürüyüşünü görenler, her türlü saldırıyı, her türlü iftirayı yaparken, dün Milli Eğitim Bakanı olacak o meczup çıkmış diyor ki: ‘Efendim, iktidar değişirse okullara başörtülü kızların, evlatların girmesi tehlikeye girer.’ Bu, hayatımda duyduğum en büyük yalandır. Partime atılmış en büyük iftiradır. Ben bundan 30 yıl önce Ege Üniversitesi’nde birileri başörtülü arkadaşlarımızı derse sokmamaya çalışırken, onlar için eylem yapan, onlarla birlikte eylem yapan, ‘Onlar sınıfa girmeden biz de girmeyiz’ diyen bir Genel Başkan olarak, bu iftiranın karşısında bütün başörtülü kardeşlerime diyorum ki; Sizi sömüren, sizi kandıran ve sizin tüm özgürlüklerinizi gençlerle birlikte elinizden alan bu iftiracılara karşı sizin; örtünen, örtünmeyen herkesin eğitim güvencesi de, iyi bir gelecek güvencesi de, daha zengin, daha özgür bir Türkiye’de yaşama güvencesi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarıdır. Başörtüsü kaygısını yoksulluğun üstüne örtemezsiniz. Başörtüsü kaygısıyla haksızlıkların, adaletsizliklerin üstünü örtemezsiniz. Bu ülkede tüm özgürlüklerin teminatı, geleceğin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Geleceğin Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’dur.

“Eninde sonunda o sandığı getireceğiz, bu tek adamı yollayacağız”

Değerli Mersinliler, ‘Hak, hukuk, adalet’ diyor buradakiler. Duyuyor mu Ankara’dakiler? Hakka sahip duymayan, hukuku çiğneyen, adaleti ayaklar altına alan Erdoğan, duyuyor musun Mersin nasıl sesleniyor? ‘Hak, hukuk, adalet’ diye… Bugün buradaki bu birlikteliği görenler, geçen hafta Yozgat’ı görenler, Samsun’u görenler, Ankara’yı, Maltepe’yi görenler, Saraçhane’yi görenler, artık bir tek adama karşı hep birlikte nasıl ayağa kalktığımızın, nasıl demokrasi istediğimizin, nasıl adım adım iktidara yürüdüğümüzün farkındalar. Bizim adayımız Silivri’de zindanda, onların adayı sarayda, bütün yetkiler elinde. Ama bizimki küçücük hücrede, sanki göğün yedi kat üstünde, büyük bir umut, büyük bir kararlılık, büyük bir özgüvenle bakıyor bu meydana. Çünkü kazanmak için lazım olan üç şey: ahlaki üstünlük bu meydanda, psikolojik üstünlük bu meydanda, çoğunluk enerjisi bu meydanda. Oysa o, bütün etkileri elinde bulunduranlar, bıçakları, kılıçları, çift taraflı kesenler saraydalar; ama psikolojik olarak yerin 7 kat dibindeler, bunalımdalar. Çünkü kaybedeceklerini biliyorlar. Biz adayımızın arkasındayız, zindanda olsalar da onu çıkarmaya kararlıyız. Mücadeleyi sonuna kadar da sürdüreceğiz. Eninde sonunda o sandığı getireceğiz, bu tek adamı yollayacağız, demokrasiyi kuracağız.

“Türkiye’nin tüm cezaevlerindeki siyasi tutsakları selamlıyoruz”

Şöyle bir bakınca, Mersin’de apartmanlara, balkonlara asılmış bayrakları görüyorum. Ekrem Başkan 23 Nisan’da ‘Bayrak asalım, 19 Mayıs’a kadar bayraklar balkonlarda kalsın’ demişti. Mersin’de bayrakları görüyorum. Ekrem Başkan’ın 19 Mayıs’a kadar bayrak asma çağrısını hep birlikte tekrar ediyoruz. Türkiye’yi bayraklarını 19 Mayıs’a kadar balkonlarında tutmaya davet ediyoruz. Mersin bugün, gözün alabildiği, televizyonun çekebildiği yerin ötesine kadar dolu ve ay yıldızlı al bayraklarla. Görüyor mudur olanları? Hep birlikte bayrakları sallayalım. Türkiye’nin beraberliğinin, birliğinin, bütünlüğünün garantisi, ay yıldızlı al bayraklarımızla Silivri’yi selamlıyoruz. Türkiye’nin tüm cezaevlerindeki siyasi tutsakları selamlıyoruz ve inanıyoruz ki kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

 

Son Haberler

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Türkiye Gündemi

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...