28 Eylül 2026
17.9 C
İstanbul

İsrail’in siber saldırılarının ardından Nasrallah’tan ilk açıklama: Büyük bir darbe aldık, bu saldırı karşılıksız kalmayacak

İsrail ordusu, Lübnan’da Hizbullah hedeflerini iki gündür alışılmadık yöntemlerle vurdu. Hizbullah üyelerinin çağrı cihazlarına ve el telsizlerine düzenlenen siber saldırılarda gerçekleşen patlamalarda 37 kişi öldü, yaklaşık 3500 kişi yaralandı.

SALDIRILAR SONRASI NASRALLAH İLK KEZ KONUŞTU

Saldırıların ardından Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ilk kez kameralar karşısına geçti. Nasrallah şunları söyledi: “Allah’ın şu sözüyle başlamak istiyorum; ‘eğer siz yara aldıysanız onlar da yaralandılar’. Bunlar Allah’ın takdiridir. Allah sizlerden şehit ister ve Allah zalimleri sevmez. Allah diyor ki, ‘Siz acı çekiyorsanız, onlar da acı çekiyorlar’. Bu iki günde gördüğümüz durumla ilgili konudan bahsedeceğim. Yaşadığımız olay karşısında ne yapacağız? Siyasi olarak nasıl bir tutum sergileyeceğiz. Öncelikli olarak şehitlerin aileleri var. İster patlamalardan dolayı şehit olanlar veya güneyde cephede şehit olanlar. Onlara başsağlığı diliyorum. Aynı zamanda tebriklerimi sunuyorum.

“LÜBNAN TARİHİNDE EN BÜYÜK KAN BAĞIŞI YAPILDI”

Lübnan’da yaralı sayısı çoktu ve hastaneler hazırlıklı değildi, onun için bazı gecikmeler de oldu. Ama kusurlu değillerdi, yaralı sayısı çoktu hastanelerde. Bu iki günde gördük ki çok özel önem verdiler yaralılarla, ilgilendiler. Teşekkür ediyorum kan bağışında bulunanlara. Salı günü Lübnan tarihinde en büyük kan bağışı yapıldı. Yaralılara nakleden herkese teşekkür ediyorum. Gördüğünüz gibi ellerindeki bütün araçları kullanarak, omuzlarda, araçlarda, motosikletlerde taşıdılar. Organ bağışı yapmak isteyenlere ayrıca teşekkür ediyorum.

“İSRAİL KIRMIZI ÇİZGİLERİ AŞTI”

Salı günü düşman İsrail binlerce çağrı cihazını hedef aldı ve eşzamanlı olarak patlattı. Düşman bu operasyonda bütün ilkeleri çiğnedi, kırmızı çizgileri aştı. Hiçbir şeyi umursamıyorlar. Ne ahlaki ne insani ne de yasal olarak. Patlamaların bazıları hastanelerde oldu. Çağrı cihazı taşıyanların bazıları hastanelerde, eczanelerde çalışıyordu. Çarşı, mağaza, evlerinde olanlar, araçlarında olanlar vardı. Ana yollarda ve birçok sivil, kadın, çocuklar da taşıyordu çağrı cihazlarını, sadece Hizbullah’ın savaşçıları değil.

Sivillerin kullandığı cihazı hedef aldılar. Sadece bizde değil bütün dünyada kullanılan cihazlar. Hastaneler ve ticari firmalar kullanıyor. Çarşamba günü de kablosuz cihazları yine aynı şekilde telsizleri patlattılar. Ambulanslar ve hastanelerdeki telsizleri patlattılar. Bu düşmanlığın sonunda onlarca şehit verdik. Kadın, çocuk ve siviller var. Binlerce insan yaralandı.

“4 BİN KİŞİYİ 1 DAKİKADA ÖLDÜRMEK İSTEDİLER”

Gerçek sayılar zamanla ortaya çıkacak. Yaralananların birçoğu hastaneye girip çıktılar, belki de yaralı bile sayılmadılar. Gerçek sayılar sonradan ortaya çıkacak. Düşman ne yapıyor? Düşmanın niyetine bakıyoruz. Çağrı cihazlarını hedef aldı farz edelim. 4 binden fazla cihaz vardı farz edelim. 4 bin cihaz Hizbullah’ın gençlerine, bacılarımıza, kardeşlerimize dağıtıldığını zannediyorlar. Bunlar 4 bin kişiyi 1 dakikada öldürmek istediler. Çarşamba günü telsizlerden bahsetmiyorum; sadece çağrı cihazlarından. Belki hastanede, eczanede, çarşıda bunlar hedef alındı, 4 bin kişi. Bu düşmanın niyetiydi. Bu işledikleri suçun seviyesini gösteriyor.

“SAVAŞ SUÇU BU, SAVAŞ İLANI”

Bu yapılana ne ad verelim? Bu büyük terör eylemine ne diyelim? Toplu soykırım. Biz salı günü ve çarşamba günü soykırımı diyoruz. Bu düşmanla yaptığınız savaşta bu kanser tümörü olan İsrail kurulduğundan beri, bölgemizde tam kötülük olan İsrail, Lübnan’a, halka, direnişe, egemenliğimize sürekli saldırıyor. Savaş suçu bu, savaş ilanı. İstediğiniz ismi verebilirsiniz, bunlar hak ediyor. Yüce Allah büyük rahmetiyle ve keremi ve lütfuyla birçok insanımızın kurtulmasını sağladı. Birçok belayı bizden uzaklaştırdı. Bu yaralılardan birçoğu hafif yaralıydı, belki de şehitlerin sayısı kadar.

Birçok cihaz kapalıydı ve hizmet dışıydı. Bazıları arkadaşlarımızdan uzaktı, bazıları dağıtılmamıştı bu. Düşmanın niyeti dediğim gibiydi. Yüce Allah kendi rahmetiyle ve şüphe yok ki yerde kalmış bir yaralımız olmadı. Bütün ambulanslar, Kızılhaç, Kızılay ve diğer sağlık kurumları, insanlarımız büyük çaba gösterdiler. Herkes işbirliği yaptı. Ordumuz, güvenlik güçleri, hastaneleri. Onların bu hedefe ulaşmasını engelledi.

“HEDEFLERİNE BÜYÜK ÖLÇÜDE ULAŞAMADILAR”

Salı ve çarşamba günü 5 bin kişiyi öldürmek istiyorlardı. Allah’ın lütfu ve insani çalışmalar sayesinde. Halkımız çaba gösterdi. Hedeflerine büyük ölçüde ulaşamadılar. Ne gerçekleşti nasıl gerçekleşti, ona bakalım. İçimizde birçok araştırma komiteleri, komsiyonları kurduk. Bütün senaryoları teknik olarak inceliyoruz.

Bir sonuca ulaştık, hemen hemen kesin ama biraz daha zaman istiyor sonucu kesinleştirmek için. Bu olayın sonucu nedir? İster bu cihazları bize satan firma Lübnan’a ulaştıran ve dağıtımına kadar. Üretenden elimize ulaşana kadar. Hepsine kısa sürede bakıp, kesin sonuç alacağız. O zaman bu olayın nasıl gerçekleştiği tam olarak belli olacak.

“BÜYÜK BİR DARBE ALDIK”

Teknik olarak nasıl bu olay gerçekleştirdiler, hangi yoldan gerçekleştirdiler süratli bir şekilde inceliyoruz. Hiç şüphe yok ki gerçekleri görmemiz lazım. Biz büyük bir güvenlik darbesi, insani darbe aldık. Direnişin Lübnan’daki tarihinde eşi benzeri olmayan darbeydi bu. Lübnan’daki düşmandan hiçbir zaman böyle darbe almamıştık. İsrailli düşmanlarımızla yaptığımız savaşta bu tarz saldırıya uğramamıştık. Belki de dünya tarihinde bile bu tarzda bir saldırı olmamıştı.

“DÜŞMANIMIZIN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ BİLİYORUZ”

Biz büyük bir darbe aldık evet. Ama bu savaşın doğası böyle. Çatışmanın doğasında bunlar var. Düşmanımızın teknik, teknolojik olarak üstünlüğünü biliyoruz. Sadece İsrail değil ki, ABD, Batı, NATO arkasında. En yeni teknolojiye, teknik güce sahip olanlar karşımızda duruyorlar. Bu çatışmaya girdiğimizde fedakârlıklar yapıyoruz, zafer yolunda sürekli çaba harcıyoruz. Tarih boyunca bu savaşın etrafındaki olanlar biliyor ki, karşılıklı olarak bazen biz kazanıyoruz bazen düşman kazanıyor.

“BU DARBE BİZİ YIKAMAYACAK”

Bazen biz galip geliyoruz bazen onlar. Salı ve çarşamba kanlı ve ağır günlerdi bizim için. Büyük bir imtihandı bizim için. Allah’ın yardımıyla bu sınavı da başarıyla geçeceğiz. Bu darbe seni düşürmesin. Ne kadar güçlü olursa olsun, bu önemli. Size diyorum ki, Allah’a tevekkül ederek ve güven içinde bu ağır, büyük, eşsiz darbe bizi asla yıkamayacak, düşüremeyecek. Bu tecrübeyle söylüyorum. Buradan bir ders alıp, daha güçlü olacağız. Daha sağlam duracağız. Gücümüz bütün ihtimallere karşı duruşumuz sağlam olacak.

“İSRAİL’E BÜYÜK BASKI YAPAN CEPHE AÇTIK”

Düşman neden bu soykırımı yaptı? Düşmanın hedefini iyi tespit etmemiz lazım. Şunu hatırlatmamız gerekir ki, Aksa Tufanı’ndan çok kısa bir süre sonra, ki birinci yıldönümüne geleceğiz. 8 Eylül’de. Ekim ayından itibaren Lübnan cephesi açtık. İsrail’e büyük baskı yapan cephe açtık. Düşmanın yaptıkları bunun kanıtı zaten. Diyorlar ki, hiçbir faydası yok, yararı olmadı Lübnan cephesinin. İstedikleri kadar söylesinler. Düşmanın şu andaki liderleri, savunma bakanları, generalleri, ordu komutanları ve askeri güçlerin komutanları kuzey cephesini nasıl yorumluyorlar? Bu önemli.

Ellerinde hiçbir veri ve bilgi olmayanların olayı değerlendirmesi bizim için önemli değil. Örneğin İsrail’in eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı, kuzeyde Lübnan cephesinde olanlar İsrail’in tarihteki ilk yenilgisidir diyor. Hizbullah, Lübnan’ın kuzeyinde stratejik zaferler kazanıyor diyor. Bunu düşman itiraf ediyor. Onlar istediği kadar İsrail’in içinde güvenlik kuşağından bahsetsinler. 75 yıldır ilk defa kuzeyde güvenlik kuşağının oluşturulması gerektiğini söylüyorlar. Turizm ve ziraat olarak ne kadar zarara uğradılar. Kayıplar verdiğini itiraf ediyorlar.

Gazze’de bu kadar baskı altında olmalarına rağmen kuzeyden Gazze’ye hiç asker kaydırmadılar. Kuzeyde gerçekten bir cephe var. İsrail medyasında 2 gün önce bir kanal diyordu ki, birçok cephede düşmanla karşı karşıyayız ve şu anda deniz kuvvetlerimizin, deniz piyadelerimizin de devreye girmesi gerekiyor. Diyorlar ki, biz kuzeyi kaybettik artık bu 11 ay içinde.

Netanyahu ve diğerleri mecbur kalıp kuzey cephesi buyurun gelin kurtarın diye açıkça ilan ediyorlar. Düşmana Lübnan üzerinden kuzeyden büyük baskı oluşturduk. Yemen cephesinde çok muazzam işler yapılıyor. Kızıldeniz’de ve Hint Okyanus’ta. Irak ve Lübnan cephesinin muazzam baskı yaptığı inkar edilemez. Filistin direnişinde hedefimize ulaşmak için her türlü desteği veriyoruz. Ama çatışmalar hala sürüyor bizimle siyonist düşman arasında. Geçtiğimiz senelerde yüzde 1’i bu operasyonlar yapılsaydı tarafımızdan savaş açarlardı. Şu an çok ciddi çatışmalar oluyor ve savaş ilan edemediler. Lübnan ve Gazze cephesindeki işbirliğine bakalım şimdi…

“EN KORKUNÇ SALDIRIYI BİZE YAPTILAR”

11 aydır aynı havayı yaşıyoruz. Hepsi Lübnan devletine ve halkına baskı yapmak, direnişe baskı yapmak içindi. Özellikle psikolojik olarak bu cepheyi durdurmak için. Suikastlar yaptılar, komutanlarımızdan öldürülenler oldu. Binlerce evi yıktılar, ses duvarını yıktılar. Bu darbe de bu yolla geldi. Lübnan’daki bu direniş duruşunu hiç bozmuyor ve şu anda en korkunç saldırıyı bize yaptılar. Ama sivilleri öldürdüler. Sivil kurumları hedef aldılar.

“İSRAİL’İN HEDEFİ DİRENİŞİ DURDURMAKTI”

Bu işledikleri büyük suç. Salı günkü operasyondan birkaç saat sonra birtakım resmi ve özel kanallara ve açıkça söyleyeyim; dediler ki bizim hedefimiz Gazze’ye desteği ve Lübnan cephesini durdurmak. Çarşamba günü daha fazlasını yaptılar. Hedef açık, ortada. Hedefleri şuydu; Lübnan Gazze’ye destek olmasın. Belki ön hazırlıktı belki de büyük bir operasyon yapmak istiyorlardı. Şunu çok iyi biliyoruz. Bize gelen mesajlar şöyleydi; dediler ki direnişi durdurun. İsrail’in hedefi buydu. Direniş dursun.

Batılılar hemen Güvenlik Kurulu’nu toplayalım dedi. Gazze’nin direnişini bırakın, bunu bize telkin etmeye çalıştılar. Ne kadar fedakârlıklar yaptık ne kadar şehitler verdik. Çok kanlı çarpışmalar oldu bu 1 yıl içinde. Biz böyle bir şey yapamayız, hepsi boşa gitmiş olacaktı. Salı ve çarşamba günü bize vurulan darbeler iki cepheyi birbirinden ayırmak. Filistin ve Lübnan cephesini.

“GAZZE’DEKİ SALDIRILAR DURMADAN BİZ DURMAYACAĞIZ”

Cevabımız nedir? Şehit ailelerin, yaralıların adına. Gözlerini, ellerini kaybedenlerin adına. Sabreden ve dik duruş sergileyen herkesin adına… Görevlerini yerine getiren herkesin adına: Gazze’ye destek olan herkesin adına. Bu insafsızca ambargoya karşı duran herkesin adına. Netanyahu ve Gallant’a, düşman toplumuna diyorum ki; Lübnan cephesi Gazze’deki saldırılarınızı durdurmadan biz durmayacağız. 11 aydır aynısını söylüyoruz.

Şehitler ve yaralılar verdik. Açıkça söylüyorum; ne olursa olsun sonucu, ihtimaller ne olursa olsun. Bölgede neler olursa olsun Lübnan’daki direniş asla durmayacak. Gazzeliler ve Filistinliler, Batı Şeria’daki kardeşlerimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu bizim ilk tepkimizdir. Yaralılarımız var, vahşilikleriniz durmasa da hedefimizden vazgeçmeyeceğiz. 11 aydan beri yapmak istediklerinin karşısında duracağız.

“İSRAİL’E KARŞI BOYUN EĞMEMİZİ İSTİYORLAR”

Başka hedefleri de vardı. Çevreyi vurdular. Altyapıyı vurmak istediler. Patlamalar nerede oldu? Güneyde ve Beka Vadisi’nde oldu. Hizbullah ve gençlerinin olduğu bölgelerde oldu. Bu geniş patlamalardan sonra bu bölgeyi yormak istiyor; İsrail’e karşı boyun eğmemizi istiyor. Direniş ve direnişin liderliğinin ‘artık tamam yeter’ dememizi bekliyorlar. Biz görevimizi yerine getirdik artık duralım dedirtmek istiyorlar. Salı ve çarşamba yaptıkları bunu da imkansız kılıyor.. Hepiniz yüksek maneviyatı gördünüz. Yaralılarımız çok sabırlı, tekrar cepheye ve savaşa dönmek istiyorlar.

Bu önemli vazifeyi herkes devam ettirmek istiyor. Ben de düşmana diyorum; şehit aileleri, yaralıların aileleri duysun. O yaralılar tekrar cepheye dönmek istiyorlar. Kararlılar. Hakikaten onların sabırlarının, imanının karşısında eğiliyoruz. Hem dün hem evvelki gün şehitlerin cenazelerini gördünüz. Bütün şehirlerimizde şehitlerin cenazeleri büyük katılımlarla oldu. Çok sloganlar atıldı. Lübnan olarak herkes yanımızda durdu. Bu katliamın ve soykırımın karşısında halkımız Lübnan’da daha çok birbiriyle sırt sırta vererek destek oldu, birliğimiz çoğaldı. Bunlar direnişin temeline darbe vurmak istediler. Cihazlara, telsizlere saldırı düzenleyerek bizi felç etmek istediler, evet.

“ALTYAPIMIZ ASLA BOZULMADI”

Her halükârda elinden geldiği kadar liderlerden daha fazlasını öldürmek istiyorlardı. Direnişin düzenini bozmak, anarşi ve karmaşa çıkmasını istiyorlardı Hizbullah’ın safları arasında. Bu olmadı. Bir an dahi karmaşaya izin vermedik. Düzenimiz asla bozulmadı. İlk andan itibaren hepimiz olaya hakimdik ve cephedekiler de bütün silahlarını hazır ol hale getirdiler. Her halükârda, her ihtimal vardı, İsrail’in toplu savaş açma ihtimali vardı. Silahlarımızı çalıştırdık. Düzenimiz ve altyapımız asla bozulmadı.

“HAZIRLIĞIMIZ ÇOK YÜKSEK AŞAMADA”

Allah’a hamdolsun şehitlerin kanları sayesinde ve bütün lider ve komutanlar 1982’den bugüne kadar Hizbullah’ın hazırlığı, kudreti, gücü hiçbir şekilde bilin ki, bu tarzdan daha fazla sarsılmamıştık. Çok ciddi darbeydi, dostlarımız da dışarıda çok endişelendi. Bilin ki, altyapımız çok sağlam, güçlüyüz. Hazırlığımız çok yüksek aşamada. Düşman bunu bilsin ki ne bizim altyapımıza, gücümüze, imanımıza ve liderliğimize asla zarar veremedi. Hatta bizim gücümüz daha fazla artıyor, duruşumuz daha sağlamlaşıyor, bunu kesin olarak bilsinler.

Gazze ile Lübnan’ı birbirinden uzaklaştırmak istediler ve asla yapamadılar. Altyapımızı asla bozamadılar. Bazıları diyor ‘tamam teknoloji var ama İsrailliler bu yaptıkları ile ne kadar aptal olduklarını gösterdiler. Direnişimize ne kadar büyük katkısı olduğu bilinmesi lazım. Son haftalarda kuzeyle ilgili konuşmalar çoğaldı. Lübnan cephesiyle ilgili sohbetler çoğaldı. İsrail, güçlerimizi kuzeye kaydıralım diyor vesaire. Kimileri askeri olarak savaşın genişleyeceğinden bahsediyor. Geniş kapsamlı savaş açılabilir deniyor. Gelecek günler bu sözlerin gerçek olup olmadığını gösterecek. Kuzey cephesi dediklerinde bir hedefleri var. Biz diyoruz ki, hedeflerine ulaştırmada engelleyerek onları şaşırtalım. Direnişin manası budur, tarihimiz budur zaten.

Düşman hükümeti ne ilan etti? Netanyahu ve Gallant ‘kuzeydeki halk güvenli şekilde geri dönsünler’ dediler. Üç hedefleri vardı şu anda dördüncü hedefleri var, o da İsrail’in kuzeyindekiler geri dönsün. Bunu istiyorlar.

“NETANYAHU SANA MEYDAN OKUYORUM”

Peki ey Netanyahu sana diyorum? Bu hedefi gerçekleştirebildin mi? Sen, hükümetin ve orduna meydan okuyorum. Sizin meydan okumanıza karşı meydan okuyorum. Netanyahu ve Gallant’a düşman ordusuna diyorum ki, siz asla kuzeydeki halkınızı geriye döndüremeyeceksiniz. Kuzeyi bir daha asla işgal edemeyeceksiniz. Meydan okuyorum size buyrun.

Tek bir yol var; geçen Ekim ayından bugüne kadar 1 yıla yakın söylüyorum, tek bir yol var; o da Gazze’ye olan saldırılarınızı durdurmadığınız sürece kuzeye geri dönüşünüz olmayacak. Bunun dışında yol yok. Kapsamlı savaş bile açsanız, kuzeydeki vatandaşlarınız asla bir daha oraya dönemeyecek. Daha da kuzeyde olanların daha da tehcir ettireceğiz, daha da uzaklaştıracağız. Biz 11 aydır bunu gerçekleştirdik. İşgal ettiğiniz vatanın kuzeyinde artık vatandaşlarınız yaşamıyor. Bunu açık söylemem lazım; bu kuzey bölgesinin komutanı olan ahmak ve aptal diyor ki; Lübnan toprakları içinde güvenlik kuşağı istiyoruz diyor. Keşke Lübnan’a gelseler, bunu istiyoruz.

“ONLAR BİZE GELİRSE HEDEFLERİMİZ YAKIN OLUR”

Çünkü sınırda çok sağlam siperler kurduk tankları bile ilerleyemez asla. 11 ay boyunca çok güzel nakil ve intikaller yaptık. Gece gündüz onlar çok çaba harcamaları lazım. Biz onların topraklarına girsek hedeflerimize uzaklaşırız, onlar bize gelirse hedeflerimiz yakın olur. Tarihi bir fırsat olur Lübnan’a girmeleri, bunu istiyoruz. Tabii ki büyük etkileri olacak. Diyor ki, bir güvenlik kuşağı oluşturduğunda vatandaşları geri dönecek zannediyor.

1978’de aynısını yaptılar. 1982’den 2000’e kadar geniş bir güvenlik kuşağı oluşturmuşlardı. Burada yanlış mukayese var. 1978’de ve 1982’de bizim Hizbullah kurulduktan sonra bütün direniş grupları Hizbullah, Emel ve milli direniş cephelerimiz, İslami cephe, İslami cephesi, Sünnilerin cepheleri, biz Lübnanlılar olarak Lübnan’ın içinden savaşı çıkarmayı başardık. Filistin’de operasyon yapmadık, Lübnan içinde yaptık.

“ÇOK BÜYÜK KARŞILIK VERECEĞİZ”

Son sözüm şudur; büyük bir saldırıyla karşılaştık. Daha önceden emsali olmayan bir olaydı ve bir kısas alacağız. Onların hesap etmediği yerden kısas yapacağız. Bu yeni bir savaş. Gizli yüzleri var. Biz artık başka bir üslupla savaşacağız. Ne zamanı ne yerini söylemiyoruz. Daha önceden duymadığınız haberleri duyacaksınız bu bölgede. Büyüklüğü ne kadar olacak? Bu hakkımızı saklıyoruz. Kendi içimizde bile çok dar bir alanda konuşacağız bunu. Son olarak tekrar yüce Allah’tan rahmet istiyorum. Derecelerini ve makamlarını şehitlerimizin yükseltsin. Şehit ailelerine sabır diliyorum. Allah onlara sabırlar ihsan eylesin. Bu fedakarlıklarından dolayı Allah onlara büyük mükafatlar ve yaralılara acil şifalar versin.”

Son Haberler

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Lavrov: Suriye’de Kürtlerle ilişkilerimiz iyi, Rusya yardıma hazır

Sergey Lavrov, Suriye’deki neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilere sahip olduklarını belirterek, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Mazlum Abdi’yi de bu kapsamda saydı. Lavrov, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istemesi halinde yardıma hazır olduklarını söyledi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sonrası New York’ta düzenlediği basın toplantısında Rûdaw New York muhabiri Namo Abdullah’ın sorusunu yanıtlayan Lavrov, Suriye’deki Kürtlerin durumu ve yeni Suriye Anayasası’nda Kürt haklarının güvence altına alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var” Lavrov, Suriye’deki Kürt hareketleriyle ilişkilerine dikkat çekerek, “Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da...” dedi. Kürt hareketlerinin daha önce yaşadıkları krizlerde Rusya’ya başvurduğunu belirten Lavrov, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıklamasının ardından SDG’nin Rusya’dan yardım istediğini söyledi. Lavrov, “Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: ‘Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.’ Yardım etmeye başladık” ifadelerini kullandı. “Taraflar isterse dinlemeye hazırız” ABD’nin daha sonra Suriye’ye geri döndüğünü ve SDG’nin Rusya’ya olan ilgisinin azaldığını belirten Lavrov, “Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız” dedi. Suriye’nin kuzeydoğusunun Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi gönüllü olarak imzalamayı kabul ettiğini belirten Lavrov, bunun “onların egemen kararı” olduğunu ifade etti. Rusya’nın gelecekte Suriye’de rol üstlenmesine ilişkin ise Lavrov, “İlgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız” diye konuştu. “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım” Rûdaw muhabiri Namo Abdullah’ın Kürtlerin dilsel, kültürel ve siyasi haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması konusunda Rusya’nın Suriyeli yetkililerle görüşmelerinde girişimde bulunup bulunmadığı yönündeki sorusuna Lavrov, Kürtçe konusunda herhangi bir yasaklama duymadığını söyledi. Lavrov, “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım” ifadelerini kullandı. Rus Bakan, Suriye’deki durumun Ukrayna’daki durumla aynı olmadığını belirterek, Ukrayna yönetiminin “milliyetçi görüşlerini” uyguladığını söyledi. Namo Abdullah: Geçen ay Suriye’de Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim, on yılı aşkın bir süredir faaliyet gösterdikten sonra sona erdi. Şimdi Suriye’deki Kürtler, dilsel ve kültürel haklarının yanı sıra ülkedeki siyasi haklarını korumak için mücadele ediyor. Rusya uzun süredir kendisini tüm Ortadoğu’da Kürt haklarının destekçisi olarak tanıtıyor. Suriyeli mevkidaşlarınızla yaptığınız görüşmelerde, önümüzdeki süreçte Kürt haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması için baskı yapıyor musunuz? Sergey Lavrov: Bakın, sevgili meslektaşım, Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da... Sanırım bu insanları tanıyoruz. Ne zaman bir kriz yaşasalar, örneğin Amerikalılar onları desteklemeyi bıraktığında... Bu, Donald Trump’ın ilk döneminde onların Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıkladığı zamandı. Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: “Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.” Yardım etmeye başladık. Daha sonra Amerikalılar geri döndü ve Suriye Demokratik Güçleri’nin bize olan ilgisi azaldı. Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız. Ancak Suriye’nin kuzeydoğusunun gönüllü olarak Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi imzalamayı kabul etmiş olması bir gerçek. Bu onların egemen kararıdır. Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım. Bu, Ukrayna rejimi gibi değil; rejim gerçekten kendi milliyetçi görüşlerini uyguluyor. Dolayısıyla şunu anlamak istiyorum: Gelecekte, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız.

‘İran’ın artık ABD’ye güveni yok’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri...

Rojava’da tartışmanın ekseni değişti: Statüden siyasi haklara

SAMER’in 175 X paylaşımını inceleyen araştırmasına göre, DSG’nin Suriye...

Türkiye Gündemi

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”