2 Ekim 2026
14.8 C
İstanbul

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının yıldönümü

Birleşmiş Milletler’de (BM) yapılan bir oylamada, Rusya’nın bir yıl önce başlayan Ukrayna saldırısını kınayan bir karar büyük çoğunlukla kabul edildi.

BM kararında Rusya’nın Ukrayna’daki askerlerini çekmesi ve savaşı durdurması da istendi.

141 ülke önergenin lehine oy kullanırken, 32 ülke çekimser kaldı. Rusya dahil 7 ülke ise karşı oy kullandı.

Rusya’nın Ukrayna saldırısı 24 Şubat 2022 tarihinde başladı.

Büyük çoğunluk tarafından kabul eden önerge, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne desteği yineledi ve Rusya’nın hak iddialarını da reddetti.

Moskova Eylül ayında, Kiev ile Batı’nın büyük oranda kabul etmediği referandumlarda Ukrayna toprağı 4 bölgeyi yasa dışı şekilde ilhak etti.

BM çatısında atılan bu adımın yasal bir bağlayıcılığı bulunmuyor.

Oylama çekimser kalan ülkeler açısından da takip edildi. Buna göre Çin ve Hindistan’ın yanında İran ile Güney Afrika Cumhuriyeti de çekimser kalan 32 ülke arasında yer aldı.

Karşı oy kullananlar ise Rusya’nın yanında, Belarus, Kuzey Kore, Eritre, Mali, Nikaragua ve Suriye oldu.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba oylama sonucunun “Rusya’nın yasa dışı saldırganlığına bir son vermesi gerektiğini açıkça gösterdiğini” ifade etti.

Kuleba Twitter paylaşımında, saldırının birinci yılında Kiev’e uluslararası desteğin halen çok güçlü olduğunun görüldüğünü de kaydetti.

MÜLTECİLER NE DURUMDA?

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) son verilerine göre, savaş nedeniyle yaklaşık 5,9 milyon Ukraynalı ülke içinde yerinden edildi.

Yaklaşık 8 milyon Ukraynalı, komşu ülkeler veya Avrupa ülkelerine göç etti. Bu yıl 17,6 milyon civarında Ukraynalı, insani desteğe ihtiyaç duyuyor. Ukrayna’daki savaş nedeniyle yaklaşık 7 bin 155 sivil hayatını kaybederken, ülkedeki insani durum hızla kötüye gidiyor.

Avrupa ülkelerinde bulunan yaklaşık 4 milyon 850 bin Ukraynalı mültecinin, AB Geçici Koruma Yönergesi veya benzer ulusal programlara başvuru yaptığı ifade ediliyor.

Polonya, en çok Ukraynalı mülteciye ev sahipliği yapan komşu ülkelerin başında gelirken, BM’ye göre yaklaşık 1 milyon 564 milyon Ukraynalı bu ülkede yaşıyor. Polonya makamlarına göre ise bu rakam, 2 milyona yaklaşmış durumda.

En fazla Ukraynalı mülteciye ev sahipliği yapan ikinci komşu ülke Çek Cumhuriyeti olurken, burada yaklaşık 490 bin Ukraynalı yaşıyor.

Bir diğer komşu ülke Romanya’da yaklaşık 110 bin Ukraynalı yaşıyor. Ukraynalıların, Romanya’ya giriş yapması için yanlarında pasaport bulundurmaları gerekirken, 16 yaşından küçükler için doğum belgesi talep ediliyor.

Moldova’da yaklaşık 109 bin Ukraynalı mülteci yaşıyor. Moldovalı yetkililer, ülkelerine girişte Ukraynalılardan geçerli kimlik belgesi göstermelerini isterken, pasaportu zorunlu kılmıyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, 21 Ocak’ta gerçekleştirdiği Moldova ziyaretinde, Ukraynalı mültecilere gösterdiği destek ve onlar için başlattığı geçici koruma programı dolayısıyla Moldova makamlarına teşekkür etmişti.

Slovakya’da 109 bin Ukraynalı mültecinin bulunduğu BM kayıtlarına geçerken, bunların tamamına yakını AB Geçici Koruma Yönergesi veya benzer ulusal programlara başvurdu.

Yaklaşık 35 bin Ukraynalı mülteci de Macaristan’da yaşıyor.

Rus devlet ajansı TASS’ın Rus güvenlik kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Şubat 2022’den bu yana 728 bini çocuk olmak üzere 5,1 milyon mülteci, Ukrayna’dan Rusya’ya geçti.

BM kaynaklarının Ekim 2022 tarihli verilerine göre de 2 milyon 852 Ukraynalı Rusya’da yaşıyor.

ALMANYA, AVRUPA’DA EN ÇOK UKRAYNALI MÜLTECİYE EV SAHİPLİĞİ YAPAN ÜLKE OLDU

Avrupa’da en çok Ukraynalı mültecinin yaşadığı ülke Almanya olurken, burada yaklaşık 1 milyon dolaylarında Ukraynalı mülteci bulunuyor.

Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesinin araştırma merkezi ile Alman Ekonomi Araştırmaları Enstitüsünün de aralarında bulunduğu birçok kurum tarafından savaştan ötürü Almanya’ya gelen Ukraynalı mültecilerin durumu araştırılmıştı.

Aralık 2022’de açıklanan rapora göre, Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle ülkelerinden ayrılarak Almanya’ya gelen Ukraynalı mültecilerin yüzde 26’sı, burada kalıcı olarak hayatını sürdürmek istiyor.

Bunun yanı sıra İtalya’da yaklaşık 170 bin, İspanya’da 167 bin, İngiltere’de 162 bin, Fransa’da 119 bin, Avusturya’da 93 bin, Belçika’da 67 bin, İrlanda’da 73 bin, Litvanya’da 74 bin, Hollanda’da 85 bin ve İsviçre’de 80 bin ve diğer Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere yaklaşık 4 milyon 850 bin Ukraynalı mülteci, Avrupa sınırlarında yaşıyor.

Komşu ülkelerin yanı sıra diğer Avrupa ülkeleri de Ukraynalı mültecilere birçok ekonomik ve sosyal hak tanırken, oturum ve çalışma izni gibi konularda birtakım yasal kolaylıklar sağlıyor.

SAVAŞIN UZAMASI AVRUPA’DA SORUNLARI ARTIRDI

Savaşın uzaması, Avrupa’da birçok konuda karar alma süreçlerini önemli ölçüde etkilerken, bu süreç, görüş ayrılıklarını da beraberinde getirdi.

En fazla Rusya’ya uygulanacak yaptırımlar konusunda fikir ayrılığı yaşayan Avrupa ülkelerinden Litvanya, Letonya, Estonya, Macaristan ve Polonya, bu konuda diğer ülkelerden farklı görüş bildirdi.

Sert ve uzun yaptırımlar isteyen bu ülkeler, uygulanacak politikalarda da güçlü ekonomiye sahip Avrupa Birliği (AB) ülkelerine kıyasla kendi ekonomilerinin zarar görmesini istemediklerini ifade etti.

Avrupa ülkeleri, savaş nedeniyle kapsamlı yaptırımlarla Rusya’yı ekonomik anlamda zorlarken, Kremlin yönetiminden gelen karşı adımlar, Batılı ülkelerdeki enerji krizini daha da derinleştirdi.

Covid-19 salgını sonrasında dünyada yaşanan küresel kriz, enflasyonun artması ve savaşın da etkisiyle bu yükün artması, Avrupa ülkelerini söylem değişikliğine itti.

Savaşın başlangıcında Ukrayna’ya her koşulda destek vereceklerini belirten AB ülkeleri, uzayan savaşın mali yükünün artmasıyla bunu halklarına hissettirmeye başladı.

Bir yıldır devam eden savaş nedeniyle ülkelerin bazı dönemlerde farklı alanlardaki tutumları değişirken, bu durum, AB ülkelerinin birbirlerine yönelik sert ve suçlayıcı açıklamalarını da beraberinde getirdi. Özellikle Rusya’nın doğal gaz ve petrol satışında kısıtlamalara gitmesi, bu konuda kendisine bağımlı birçok Avrupa ülkesi için soruna yol açtı.

Ukrayna-Rusya Savaşı, Moskova ile Batı ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerde tahribata yol açarken, savaşın başında Batılı ülkelerin “Rusya ile ekonomik ilişkileri askıya alma” yönündeki düşünceleri tam karşılık bulmadı.

ŞUBATTA GÖRÜŞMELER BEKLENİYORDU

Ukraynalı yetkililer, savaşın yıl dönümü olan 24 Şubat’ta “barış zirvesi” düzenlemeyi amaçladıklarını, bunun da BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in moderatörlüğünde yapılması yönündeki arzularını açıklamışlardı. Ancak BM’den ve taraflardan böyle bir zirvenin olacağına veya tarihine ilişkin henüz resmi açıklama yapılmadı.

Guterres, Ukrayna-Rusya arasında “etkili” barış görüşmelerinin yakın gelecekte gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ifade etmişti.

Rusya ile Ukrayna arasında “daha büyük bir savaşa gidildiği” ve barış için umutların giderek azaldığı uyarısında da bulunan Guterres, “Kan dökülme olasılığı artmaya devam ediyor. Dünya uyurgezerlik yaparak daha büyük bir savaşa gitmiyor, korkarım bunu bilinçli yapıyor.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

BM KURULUŞLARI, UKRAYNA’YA DESTEK OLMAYI SÜRDÜRÜYOR

Savaşın başından bu yana milyonlarca sivilin etkilendiği, şehirlerin yıkıldığı ve başta enerji olmak üzere birçok altyapı alanlarının hedef alındığı Ukrayna’ya BM ve bağlı kuruluşların desteği sürüyor.

BM, Ukrayna’da yaklaşık bir yıldır devam eden savaştan etkilenen milyonlarca kişi için bu yıl 5,6 milyar dolarlık yardım çağrısında bulundu.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliğince (UNHCR) “Ukrayna bölgesel mülteci ve insani müdahale planı” başlatıldı. Buna göre, Ukrayna’daki insani müdahale planı çerçevesinde 3,9 milyarlık destek istenirken, bu kapsamda 11 milyondan fazla insana ulaşmak hedefleniyor.

Ukrayna için “mülteci müdahale planı” çerçevesinde de bu yıl 1,7 milyar dolar değerinde yardım çağrısı başlatıldı.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, toplanan fonlarla yaklaşık 4,2 milyon Ukraynalı mülteci ile onlara ev sahipliği yapan ülkelerdeki topluluklara yardım edileceğini açıkladı.

BM, geçen yıl Ukrayna için 4,3 milyar dolarlık yardım çağrısında bulunurken, bu rakamın yaklaşık yüzde 80’i finanse edilmişti. (Kaynak: AA, BBC, Euronews)

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...