Haber Merkezi I “Tablonun derinliğinde sonbaharın solgun görüntüsü var. Rüzgâr, uzaktaki sıradağların üzerinden hızlı hızlı kayan küçük alabulutları kovuyor. Ön planda, koyu kızıl renkte bir pelin bozkırı. Ve bir de, son yağmurdan sonra kurumaya vakit bulamamış kapkara bir yol. Aşağıda, kuru olan yan taraflarda, kırık ama sık bodur ağaçlar görünüyor. Yağmurdan yumuşayan tekerlek izleri boyunca iki yolcunun ayak izleri uzayıp gidiyor. İzler uzaklaştıkça silikleşiyor. O iki yolcu ise, bir adım daha atsalar çerçeveden dışarı çıkacaklar sanki.”

Kırgızistan düzlüklerinde kolektif eş-anne-gelin geleneğinin sürdürüldüğü ve bu sarsılmaz geleneğe karşı direniş gösteren bir sevginin hikâyesidir Cemile. İkinci dünya savaşının gölgesinde değil aşkı dile almak, konuşmak, konuşarak haksızlık karşısında başkaldırmak, bir kadının erkekten daha fazla ya da az değerli olmadığının farkına varmak işten bile değildi.
Askere giden kocalarının ardından yalnız, bir başına, kalmış bir avlın kadınları ve evde dülger babası dışında kalan tek erkek olan Seyit’in, çok sonraları farkına vardığı ilk çocukluk aşkı anlatılır.

Bir sınırı olmayan, kimi zaman dilinden yüz kızartan küfürlerin savrulduğu, dörtnala atların üstünde koşum güden, erkeklerin ancak taşıyabileceği çuvalları omuzlamak için hemen gönüllü olan, daha dört aylık evli iken kocası savaşa giden Cemile’nin öyküsü susmanın imkânsız olduğu bir gecede başlar.

Düşünün, alabildiğine bozkır. Güneş batarken göğü ılık bir turuncuya bürüyor. Tırıs giden atların çektiği arabalar gözünüze çarpıyor. Atların yelelerine güneşin kızılı düşmüş. Sırtları dalgalanıyor, her koşumda kasları ileri atılıyor, geriliyor. Susup durmanın imkânsız olduğu bir gecede önce nal seslerini, kişnemelerini işitirsiniz, sonra Danyar bir türkü çığırır iliklerinize dek sızlarsınız.
“Ey benim karlı morlu dağlarım!
Milletimin ecdadımın toprağı!”
“Ey benim karlı morlu dağlarım!
Ey benim beşiğim, benim vatanım!”
Tıpkı bir manas destanı gibi at sırtında koşulan bir kahramanlık anlatısı. Sahip oldukları, öteden beri içlerinde olan ama yeni tutunabildikleri aşkın kurtuluş hâlidir.
Bir iç çekiş ve kısa bir cümle ile tüm hayal ve istekleri, kavrulup kuru kalışları anlatabilmiştir Cengiz Aytmatov.
“Bilmediğim zamanlardan beri seni sevmiş, seni beklemişim ben.”
Cengiz Aytmatov’un okuyucusunun yaşı yoktur. Kimi zaman bir çocuğun elinde Elveda Gülsarı’yı görürsünüz, kısraklarla arkadaş olmuştur; kimi zaman bir yetişkinin elinde Gün olur Asra Bedel, ömür sayılacak günlerini düşünür.

Eserleri tüm dünyada 176 dilde yayımlanmaktadır. Edebiyatı, dili ve üslubu Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahiptir. Evet, kimi zaman Cengiz Aytmatov’un eserlerini okumak zordur. Sabır ister, her bir kelimenin sizi götürebileceği birçok birleşim vardır ve bu birleşimlerin içinde kaybolmanızı ister. Özellikle çeviride birtakım kelimelerin aslına sadık kalınıp Kırgız dilindeki gibi kullanılması, hikâyedeki olay, mekân, zaman ilişkisini daha gerçekçi ve anlaşılabilir kılıyor.
İnceleme: Büşra Abacı
Kitabın Adı: Cemile
Yazar: Cengiz Aytmatov
Çeviri: Refik Özdek
Yayın Evi: Ötüken
Basım Yılı: 1.baskı 1990 / 28.basım 2018
ISBN:978-6051553900

