17 Ağustos 2026
21.9 C
İstanbul

Selahattin Demirtaş, yeni başlayanlar için: Kürt Sorunu nedir? “Ez jî ji te hez dikim.”*

Kürt Sorununu silahsız, şiddetsiz, çatışmasız oturup konuşarak, birbirimizi anlayarak, anlatarak, anlaşarak barış içinde çözmeliyiz. Çünkü Kürt Sorunu aslında sizin de sorununuz.

Aslında Kürt Sorununun ne olduğu şimdiye kadar herkes tarafından kesin ve net olarak bilinmeliydi. Çünkü bu sorun, ülkemizin çok uzun yıllardır çözülemeyen en temel sorunlarının başında geliyor. Ancak üzülerek görüyorum ki sorunun ne olduğu konusunda bir netlik görünmüyor. Kimileri de Kürt Sorununu yeni yeni duyuyorlar, hatta böyle bir sorun olmadığını söylüyorlar.

Gazete Duvar’da yer alan yazıda, Çok kısa bir tanım yapmak gerekirse Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde başlayıp Cumhuriyet’in ilk yıllarında derinleşen, yüz yıl içinde dallanıp budaklanarak yaygın ve köklü hale gelen, Kürtlerin yaşadığı sorunlara Kürt Sorunu denir. Yani sorun Kürtler değil, Kürtlere yaşatılanlar ve bundan meydana gelenler bütünüdür.

Bu kısa tanımdan sonra belirtmem gerekir ki Kürt Sorunu çok boyutlu, çok önemli bir konu. Değil bir yazıyla, birçok kitapla bile bu sorunun tarihçesini anlatmak hiç de kolay değil. Sorunun sosyal, siyasal, ekonomik pek çok yönü var. Dolayısıyla bu yazıda, başlıktaki soruyu tüm yönleriyle tam olarak yanıtlamam olanaksız. Kürt Sorunu, genel hatlarıyla bilinen bir sorundur. Yine de Türkiye’de pek çok kişi, AKP’nin ürettiği algılar nedeniyle sorunun gerçeklerini, tam olarak bilemiyor. Üstelik, yine AKP’nin ürettiği algılar yüzünden, sorunun çözüldüğünü sanan da önemli bir kesim var.

Yani daha önce “yoktur” denilen Kürt Sorunu için bugün de “çözüldü” deniliyor. İlki doğru değildi, ikincisi de değil.

KÜRT SORUNUNUZ VAR MI?

Çözüldü zannedilen Kürt Sorununu tam olarak bilmeyenler için birkaç soru soracağım.

Yalnız, bir ricam var. Lütfen elinizi vicdanınıza koyup olabildiğince dürüstçe yanıtlayın soruları.

Sonuçta Türkiye’nin uzun yıllardır can alan, can yakan en önemli sorununu konuşacağız. Gerçekten anlamak ve öğrenmek için bütün ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve gelin dostça, kardeşçe bir sohbete başlayalım. Belki sadece Kürtlerin değil, sizin de bir Kürt Sorununuz vardır ve sorun, hepimizin ortak sorunudur.

Sizi kronolojik tarihsel bilgi bombardımanına tutmayacağım. Günlük hayattan örneklere ağırlık vermeye çalışacağım.

İLK SORU

  • I love you.
  • Ich liebe dich.
  • Je vous aime.
  • Ez ji te hez dikim.

Sizce yukarıdaki cümlelerin hangisi dünya genelinde nüfusları yaklaşık 50 milyonu, Türkiye’deki nüfusları 20 milyonu bulan, “bin yıllık kardeşimiz” dediğiniz Kürtlerin dili olan Kürtçe bir ifadedir?

Hangisi olduğunu tahmin edebildiniz mi? Edebildiyseniz tek kelimesini anlayabildiniz mi? Hayır mı? O zaman sizin de Kürt Sorununuz var demektir.

İngilizce, Almanca ya da Fransızca anlayabiliyor veya konuşabiliyorken bin yıllık kardeşiz dediğiniz yirmi milyon yurttaşınızın dilinden tek kelime bile anlamıyorsanız işte bu sizin Kürt Sorununuzdur.

BİR BAŞKA SORU

  • Bulgaristan’daki soydaşlarımız
  • Azerbaycan’daki soydaşlarımız
  • Kıbrıs’taki soydaşlarımız
  • Almanya’daki soydaşlarımız

Sizce yukarıda soydaşlarımız denilerek kastedilenler kimlerdir?

Bu kez bildiniz. Evet, Türkler.

Şimdi Anayasanın 66. maddesine bakalım. Şöyle yazıyor: “Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür.”

Oysa sizin “Türkler” diye yanıtladığınız sorudakilerden hiçbiri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil. Peki o halde, Anayasa’da Türklük kavramı vatandaşlık bağı olarak tanımlanmışken neden Türkiye dışındaki Türklerle soy bağı kurulup onlara “soydaş” deniliyor. Bir mantık hatası yok mu?

Aslında yok çünkü Türklük gerçekte bir üst kimlik değil, bir etnik kimliktir. Kadim bir ulusu tanımlar. Eğer öyle olmasaydı Irak’taki Kürtler neden soydaşımız olmuyor da Bulgaristan’daki Türkler soydaşımız oluyor? Çünkü Bulgaristan’daki Türkler etnik olarak Türk. Dolayısıyla soydaş sayılıyorlar.

Onlar soydaş da Suriye’deki Kürtler, Irak’taki Kürtler, İran’daki Kürtler, dünyanın dört bir yanındaki Kürtler neden soydaş değiller?

Bunda bir mantık hatası yok mu? Yine bildiniz, yok.

Çünkü onlar Türk değiller. İşte Anayasa’nın 66. maddesindeki mantık hatası da burada açığa çıkıyor. Diyelim ki Suriye’de yaşayan bir Kürt, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçsin. Yasa gereği anında Türk sayılıyor. Peki gerçekte o kişi Türk mü oluyor?

Türklük kavramı, Kürtleri de kapsayan bir kavram değildir. Teorik olarak Türklüğü üst bir kimlik olarak savunanlar bile pratikte Türklüğü etnik bir kimlik, ayrı bir milletin kimliği olarak görüyorlar. Zaten tam da bu nedenle Türkiye dışındaki Türklere soydaş olarak bakıyorlar. Doğrusu da budur zaten.

Bakın, örneğin farklı dilleri olan farklı etnik kimlikteki toplulukları tanımlamak için Türkiyeli kavramı kullanılsa ve bunun bir üst kimlik olduğu iddia edilse bu, üzerinde tartışılabilir bir bakış açısı olabilir.

Bir örnekle anlatmaya çalışayım. İçinde domates, patlıcan, biber ve et olan bir yemeğe “Domates Yemeği” denilemez. Yemeğin unsurlarından biri, yemekte en çok miktarda olsa bile, yemeğe adını veremez. Sözünü ettiğim yemeğin adı “Domates Yemeği”, “Patlıcan Yemeği” ya da “Biber Yemeği” olamaz, “Güveç” olabilir. Yani yemeği oluşturan unsurlardan birinin adıyla değil, kapsayıcı başka bir adla.

Dolayısıyla “Türk”, “Kürt”ü kapsamaz. Türkler kadim bir millettir ve tarihleri binlerce yıl öncesine, Orta Asya steplerine kadar uzanır.

Kürtler, Türk değildir ve olmaları da imkansızdır. Bir Kürt’e Türk demek veya onu Türkleştirmeye çalışmak Kürt sorunudur. Çünkü Kürtler de tarihleri binlerce yıl öncesine, Mezopotamya’ya, bugünkü Kürdistan coğrafyasına dayanan kadim bir millettir.

Zaten dilleri de farklı dil ailelerindendir. Kürtçe Hint Avrupa dil grubundan, Türkçe ise Ural Altay dil grubundandır. Sadece bu bile çok önemli bir belirleyicidir.

“Kürtçe diye bir dil yok. Hepimiz Türküz, herkesin de anadili Türkçedir” derseniz evet, sizin bir Kürt Sorununuz var demektir.

BİR ÖRNEKLE EMPATİ YAPALIM

Diyelim ki Sakarya’nın ya da Yozgat’ın bir köyünde, kasabasında veya merkezinde oturuyorsunuz. Küçük kızınız Ayşe okul çağına geldi ve ilkokula yazdırdınız. Okulun ilk günü, minik Ayşe’nin elinden tutup okula gidiyorsunuz. Yolda Ayşe’yi tembihlemeye çalışırken bir yandan da korkuyorsunuz ya başarılı olamazsa diye. Yine de uyarıyorsunuz minik yavrunuzu, “Bak kızım” diyorsunuz, “Okulda sakın Türkçe konuşma, Türk olduğumuzu da söyleme, tamam mı?”

Ayşeciğin de ödü kopuyor çünkü Türkçe dışında bir dil bilmiyor ki! O haldeyken sınıfa giriyor ve güler yüzüyle öğretmen sınıfa giriyor. Ayşe’nin de yüreği kabarıyor. Ağladı, ağlayacak. Sınıftaki Ayşe evdeki, sokaktaki Ayşe değil. Kendisi değil. Etrafına bakıyor, neredeyse bütün sınıf onun gibi korku içinde. Çünkü öğretmen Kürtçe konuşuyor ve çocukların çat pat anlayabileceği kadarıyla şöyle diyor: “Belê zarokên rinde, îro pê axaftina Tirkî qedexe ye. Em hemu Kurd in û zimanê me Kurdî ye.” (Evet güzel çocuklar, bugünden sonra Türkçe konuşmak yasak. Hepimiz Kürdüz ve dilimiz de Kürtçedir.)

Böyle bir şeyle karşılaşan anne ya da baba olsanız ne hissedersiniz? Ayşe’nin yerinde olsanız ne hissedersiniz? Normaldir diyorsanız sizin Kürt Sorununuz var. Kusura bakmayın.

Böyle bir örneğin çok eskilerde kaldığını mı düşünüyorsunuz? Yine bilemediniz ve yine kusura bakmayın.

TÜRKİYE’DE KÜRTÇE EĞİTİM VERİLMİYOR

Türkiye’de Kürtçe eğitim verildiğini düşünenler yanılıyor. Sadece, haftada iki saat Kürtçe seçmeli ders var ve o derslerin seçilmemesi için de hemen her şey yapılıyor.

Bakın, geçtiğimiz haftalardaki atama döneminde Kurmanci lehçesine iki ve Zazaki lehçesine de bir öğretmen kontenjanı açıklandı.

Ayşe sadece haftada iki saat, o da seçmeli Türkçe öğrenimi dersi alsaydı anne ve babası ne hissederdi? Yeterli sayıda Türkçe öğretmeni atanmasaydı ve Türkçeyi seçtikleri halde haftadaki o iki dersi de göremeseydi?

Üzülmez, öfkelenmez miydiniz? Üstelik de bunlar Ayşe’nin anavatanında yapılıyor olsaydı ne düşünürdünüz? Çünkü Kürtlere aynısı, anavatanlarında yapılıyor.

Kürt çocukları yaklaşık yüz yıldır kendi anadillerinde eğitim alamaz haldeler. Milyonlarca Kürt çocuğu Türkçe ile okulda tanışıyor ve anlamakta zorlandıkları bir dilde yıllarca eğitim adı altında asimile oluyorlar.

Kürt çocukları, kendi anadillerinde eğitim alan Türk çocuklarıyla aynı sınavlara girip aynı yarışa zorlanıyorlar. On yıllardır üniversite sınavlarında en başarısız yirmi il hep Kürt şehirleri. Sizce tesadüf mü? Tesadüf diyorsanız kusura bakmayın.

Şu kısacık video çok şey anlatıyor:

Herkes elbette okulda resmi dil Türkçeyi öğrenmeli. Türkçe hepimizin ortak dilidir. Bizi birleştiren ortak değerlerimizdendir. Dünya dili haline gelen İngilizceyi de öğrenmeliyiz mesela. Bununla birlikte her çocuk kendi anadilini de öğrenebilmeli ve bazı derslerin eğitimini o dilde alabilmeli. Bu, pek çok gelişmiş ülkede yapılıyor ve ülkemizin potansiyeli de her bakımdan buna uygundur. Oysa Anayasamızın 82 maddesine göre Türkiye’de Türkçe dışında bir anadili yoktur, varsa bile eğitim dili olamaz.

YAKIN GEÇMİŞE BAKALIM

Mesela Cumhuriyet’in ilk yılları dahil, yüzlerce yıl boyunca Kürdistan’daki medreselerde Kürtçe eğitim yapıldığını biliyor muydunuz? Bu medreselerde sadece dini eğitim verildiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Fen, matematik, sosyal bilimler, astronomi gibi dersler veriliyordu. Elbette Kürtçe.

Peki Kürtçenin 1925’ten sonra yasaklandığını, çarşıda pazarda Kürtçe konuşanlara kelime başına para cezası verildiğini biliyor muydunuz?

TBMM’de Kürtçe konuşmanın halen yasak olduğundan, Kürtçe sarf edilebilen birkaç cümlenin tutanaklara X olarak geçtiğinden haberiniz var mı?

Pardon. Değiştirmişler. Artık “Anlaşılmayan bir dil” veya “Bilinmeyen bir dil” şeklinde geçiliyor.

Bu ülkedeki milyonlarca insanın dili, bu ülkenin sorunlarının konuşulduğu Mecliste bilinmeyen dil oluyor. İşte bu, tüyleri diken diken eden bir şey.

Ama öte yandan da iktidar, bu “bilinmeyen dil”i kendi çıkarları için kullanmayı elden hiç bırakmıyor. Kürtçe seçim pankartları asıyorlar, TRT’nin bir kanalında sürekli Kürtçe propaganda yapıyorlar. Kürtçe radyo yayını yapıyorlar. Neden? Çünkü ülkede milyonlarca kişinin Kürtçe konuştuğunu, Kürtçe düşündüğünü, rüyalarını Kürtçe gördüğünü, Kürtçe yaşadığını biliyorlar.

Yeri geliyor, sözleri değiştirilmiş Kürtçe şarkılara eşlik ediyorlar.

Bunun maliyeti o kadar ağır oldu ki can kayıplarını, maddi kayıpları, demokrasi yoksunluğunun yol açtığı kayıpları tam olarak hesaplayamıyoruz bile. Şimdi dönüp geriye baktığımızda herkesin kendine sorması lazım, değdi mi tüm bunlara? Oysa herkesin kendisi olarak özgürce yaşadığı bir Türkiye mümkündü. Ulusal birliğimizi Türklükte değil de eşit yurttaşlıkta sağlamış olsaydık daha huzurlu, daha zengin, daha güçlü, daha güzel bir ülke olmaz mıydık? Şimdi, Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında aynı hataya devam mı edilecek yoksa Türkiye’nin birliğini eşit yurttaşlık ve kardeşlik temelinde sağlayıp yolumuza beraberce devam mı edeceğiz? “Hayır, etnik kökenler farklı da olsa hepimiz Türk’üz” diyorsanız sizin Kürt sorununuz var demektir.

BAŞKA BİR SORU

İstanbul’da bir etkinliktesiniz. Ülkenin ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen kişilerle tanıştınız, sohbet ediyorsunuz. Herkes etkinliğe nereden geldiğini söylüyor.

  • Kafkasya’dan geldim.
  • Trakya’dan geldim.
  • Kapadokya’dan geldim.
  • Kürdistan’dan geldim.

Yukarıdaki cümlelerin hangisi tüylerinizi diken diken etti?

İçinde Kürdistan olan cümleyi okuyunca bile sinirlendiniz mi? O zaman sizin Kürt Sorununuz var. Kusura bakmayın.

KÜRDİSTAN REALİTESİNE BİRKAÇ ÖRNEK

Öncelikle, Kürdistan’ın tarihsel olarak bir coğrafyanın adı olduğunu belirtelim. Bu coğrafya, bugün İran, Irak, Suriye ve Türkiye sınırları içinde kalan bölgedir. İran’da şu anda Kürdistan adıyla resmî bir eyalet, Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi adıyla federal bir bölge vardır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan iki yıl sonrasına kadar da ülkenin doğusu ile güneydoğusu Kürdistan olarak adlandırılırdı.

Mesela Alparslan’ın, 1071’de Malazgirt’e geldiğinde Kürdistan Beyliklerinden hiç gocunmadan destek istediğini ve Kürdistan’ı duyduğunda tüylerinin diken diken olmadığını biliyor musunuz?

Selçukluların ve Osmanlıların, Kürdistan adıyla eyalet kurduklarını ve başlarında Kürt beylerinin olduğunu biliyor musunuz?

1846’da Sultan Abdülmecid döneminde, bugünkü Cizre merkezli Kürt beyi Bedirhan Bey’in isyanının bastırılmasında hizmeti geçenlere verilmek üzere Kürdistan Madalyası bastırıldığını biliyor musunuz?

Bakın, bu da o madalyanın fotoğrafı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra ilk olarak Kürdistan Beylerine mektup yazıp Kurtuluş Savaşı için destek istediğini ve ne Kürt ne de Kürdistan diye yazarken tüylerinin diken diken olmadığını biliyor musunuz?

Yine Atatürk’ün başkanlığını yaptığı ilk Meclisin Kürt vekillerine, Meclis tutanaklarında Kürdistan Mebusu denildiğini biliyor musunuz?

Dolayısıyla Kürdistan denildiğinde Türkiye’nin bölünüp ayrı bir devlet kurulmasını ifade etmiş olmuyorsunuz. Bir coğrafyayı, tarihsel adıyla doğru bir şekilde tanımlamış oluyorsunuz. Kürt ve Kürdistan sözcüklerinin 1925 yılından sonra yasaklanmasının nedeni Kürtleri asimilasyona tabi tutarak tüm yurttaşları Türk kimliğine sıkıştırmaktır. Tamam, bu da kötü bir şey değil diyorsanız ne yazık ki sizin bir Kürt sorununuz var.

BİR ÖRNEK OLARAK DİYARBAKIR’IN GELİŞMİŞLİK SIRALAMASINDAKİ YERİ

Kürtçe böyle de Kürt şehirleri nasıl acaba?

1927 yılında yayımlanan resmi verilere göre Diyarbakır şehri; İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa’dan sonra sosyoekonomik gelişmişlik açısından beşinci sırada. Ancak o yıldan sonra bütün yatırımların Batı’ya yapılması kararı alınınca Kürt illeri yıldan yıla yoksullaşır.

Öyle ki, 1980’lere gelindiğinde Diyarbakır artık en alt sıralardadır. 2017’de yayımlanan Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göreyse 68. sırada.

Yani “bölge terör nedeniyle geri kaldı” şeklindeki iddia yanlıştır. Örneğin Diyarbakır her yıl birkaç sıra gerileyerek 80’ler başında alt sıralara indi. Oysa çatışmalar 80’ler sonunda şiddetlenmeye başlamıştı.

‘KÜRTLER HER ŞEY OLABİLİYOR’ EZBERİ

Kürtler asla kendi kimlikleriyle; Kürtçe konuşarak, Kürtçe düşünerek, rüyalarını Kürtçe görerek, Kürtçe yaşayarak yani Kürt olarak devlette etkili makamlara gelememişlerdir.

Devlette üst düzey bürokrat olabilenler “Kürt kökenli Türk” olmayı kabul edip Türklük Sözleşmesi’ni* (Türklük Sözleşmesi, Barış Ünlü, Dipnot Yayınları) kabul edenlerdir.

Mesela 1978 yılında Bayındırlık Bakanı olan Şerafettin Elçi’nin “Ben Kürdüm” dediği için yargılandığını biliyor muydunuz? Eğer iyi olmuş diyorsanız sizin Kürt Sorununuz var demektir.

Yani özetle, Kürtler bin yılı aşkın süredir Türklerle bir arada ve kardeşçe yaşamalarına rağmen ne yazık ki son yüz elli yılda yapılan vahim hatalar nedeniyle bu kardeşlik hukuku bozuldu. Bunun sonucunda çok sayıda isyan patlak verdi. Maalesef çok kan döküldü. Çok acılar çekildi, halen de çekiliyor. Türk-Kürt tarihsel ilişkisi ters yüz edildi, araya kan girdi. Bütün emperyal güçler bu çelişki ve çatışmalardan yararlanarak sorunlarımızı kaşıdı ve daha fazla kanattı. Şimdi artık Cumhuriyet’in ikinci yüz yılına girerken bütün bu sorunlarımızı medenice konuşarak Meclis’te anayasal zeminde çözerek kardeşliğimizi ve birliğimizi güçlendirmenin zamanıdır. Çünkü kardeşlerden biri, diğerine bu kadar haksızlık yapılmasına göz yumuyorsa kardeşlik hukuku bozuluyor. İşte tam da bu nedenle Kürt Sorunu sadece Kürtlerin değil, hepimizin sorunudur. Sorunu çözmek için el ele vermek de hepimizin boynunun borcudur.

Kürt Sorununu silahsız, şiddetsiz, çatışmasız oturup konuşarak, birbirimizi anlayarak, anlatarak, anlaşarak barış içinde çözmeliyiz. Nihayetinde, bu insanları dağa biz çıkarmadık; bu uygulamalar, zulümler çıkardı. Şimdi bırakın ölmeyi ve öldürmeyi, diyalog ve müzakereyle hepsini dağdan indirelim diyoruz. Biz bunu dediğimiz için “terör yandaşı” olarak yaftalanıyoruz, biliyor musunuz? Biliyorsunuzdur.

Bizler, Kürt Sorunun çözümü için iktidarla aynı yöntemleri önermiyoruz. Bizim HDP olarak silah, şiddet, çatışma dışında bir çözüm önerimiz var. Cumhuriyetin ikinci yüz yılına birkaç ay kala, ülkemizde evrensel çağdaş standartların uygulanmasını istiyoruz. ” Türkçeden başka dil konuşulmaz” anlayışını kabul etmiyoruz.

Türkçeyi de seviyoruz ama kendi anadilimizden de asla vazgeçmiyoruz. Bütün dilleri değerli görüyoruz.

Kaldı ki, dünyada benzer sorunları yaşayan ülkeler, bu sorunlarını çözmeyi başardılar ve şimdi gayet huzurlular. Örneğin Bulgaristan’daki Türkler Türk olarak, İspanya’daki Basklar Bask olarak yaşayabiliyorlar ve kıyamet de kopmuyor.

TOPARLAYALIM

Kürt Sorunu nedir, biliyor musunuz?

Gocunmadan, hiç bıkmadan ve usanmadan anlatmaya devam ederiz. Siz de anlamaya gayret edin lütfen. Çünkü Kürt Sorunu aslında sizin de sorununuz.

İşe empati yaparak başlayın mesela. Sonra tarihi gerçekleri öğrenerek devam edin bence.

Ve artık siz de biraz Kürtçe öğrenin. İlk öğreneceğiniz cümle şu olabilir: “Ez jî ji te hez dikim.”*

Not:

Yazıya katkı sunan Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Prof. Dr. Mesut Yeğen ve yazar Mehmet Bayrak’a teşekkür ediyorum.

*“Ben de seni seviyorum.”

 

Son Haberler

İran’da İsrail’le işbirliği suçlamasıyla bir kişi daha idam edildi

İran Yargı Erki, ülke genelindeki protestolar sırasında “İsrail adına casusluk”, “ayaklanma” ve güvenlik güçlerine araçla saldırmakla suçlanan Şehram Sadıki adlı mahkûmun idam edildiğini açıkladı. İran Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı'nın 16 Ağustos 2026 sabahı yayımladığı habere göre Sadıki, protestolar sırasında Kereç kentinde bir araçla güvenlik güçlerinin üzerine sürmekle suçlandı. Yargı makamları, olayda 7 güvenlik görevlisinin ağır yaralandığını ileri sürdü. Sadıki hakkında ayrıca “Mossad adına casusluk”, “ayaklanma” ve “ABD ile İsrail'in çıkarları doğrultusunda ülkenin ulusal güvenliğini bozma” suçlamalarıyla idam ve mal varlığına el konulması kararı verildi. İran Yargı Erki, Yüksek Yargı Divanı'nın kararı onaylamasının ardından 16 Ağustos sabahı idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı İran'da 28 Aralık 2025'te başlayan protestolar sırasında, İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı'na (HRANA) göre İran'ın farklı kentleri ile Doğu Kürdistan'da 53 bin 552 kişi gözaltına alındı. İran Yargı Erki daha önce gözaltına alınan bazı kişiler hakkında idam cezası verildiğini ve bu cezaların kısa sürede infaz edileceğini açıklamıştı.

Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu.

Kürt siyasetçi, Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu. Aynı zamanda öğretmen olan Çömlek, 13 Ağustos günü sabah saatlerinde aracına yakıt almak için kamptan ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamadı. Bunun üzerine kamp sakinleri arama çalışması başlattı. Çömlek’in aracı saat 18.20 sıralarında aşağı Mahmur’daki mesire bulundu. Aracında hareketsiz bir şekilde duran Çömlek’in yaşamını yitirdiği bildirildi. Ölüm nedeninin belirlenmesi için cenazesi Musul’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Mahmur Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Bêwar Unver, Çömlek’in bedeninde herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığını ifade ederek, “İlk adli tıp raporuna göre Mamoste Said kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş. Ancak incelemeler devam ediyor” dedi.

Trump: Yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. ABD Başkanı Trump, New York'ta Nassau Polis Akademisi'nde katıldığı bir etkinlikte, İran gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade ederek, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" diye konuştu. Hürmüz Boğazı'ndan ABD'nin istemediği hiçbir geminin geçemediğini kaydeden Trump, ayrıca İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini sözlerine ekledi.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Sipan Hemo, Türkiye’nin ‘terör’ listesinden çıkarıldı

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve eski SDG Komutanı Sipan...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

Hürmüz’de nöbet değişimi: USS George Washington Ortadoğu yolunda!

Pentagon'un, İran'la gerginlik devam ederken, Ortadoğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini alması için USS George Washington uçak gemisini göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Pentagon, bölgedeki uçak gemilerinden birini rotasyona sokmaya hazırlanıyor. ABD ordusu, 250 günden fazla süredir Ortadoğu'da görevde olan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini USS George Washington uçak gemisinin alması yönünde son hazırlıklarını yapıyor. ABD'li yetkililer, önceden planlanmış bir rotasyon planı kapsamında USS George Washington'ın Ortadoğu'ya gönderileceğini ve USS Abraham Lincoln'un bir süre gerekli bakımlarının yapılacağını ileri sürdü. Halen Pasifik bölgesinde görev yapan USS George Washington'ın yakın zamanda bölgeye doğru yola çıkmasının beklendiği kaydedildi. USS Abraham Lincoln, 250 günü aşan uzun görev süresi dolayısıyla ABD Kongresi içinde tartışmalara neden olmuş ve bazı Kongre üyeleri, gemideki yaşam koşullarından endişe ettiklerini açıklamıştı. USS Abraham Lincoln, Kasım 2025'te planlı bir göreve başlamış ve ABD'nin İran'a karşı savaşının öncesinde ocak ayında Ortadoğu'ya yönlendirilmişti. Söz konusu uçak gemisi, önce, ABD’nin İran'a yönelik saldırılarında görev almış, daha sonra da ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukaya katılmıştı.

Türkiye Gündemi

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...