24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

Suriye’de savaşın 10 yılında 10 kritik dönüm noktası

İran ve Rusya’nın müdahil olması, IŞİD’in ortaya çıkması, ABD’nin YPG’ye desteği, Türkiye’nin askeri harekatları… 15 Mart 2011’de protesto gösterileriyle başlayan ve 10. yılını tamamlayan Suriye savaşının seyrini değiştiren kritik gelişmeleri BBC Türkçe derledi.

Mart 2011’de Arap ülkelerindeki hareketlilikten etkilenen lise öğrencilerinin Dera’da çizdiği bu duvar yazısı, asıl mesleği göz doktorluğu olduğu için ‘Doktor’ lakabıyla anılan Beşar Esad’ın değil ama neredeyse 50 yıldır devam eden güçlü merkezi sistemin sonunu getirdi.

Öğrencilerinin gözaltına alınması ve ailelerine şiddet uygulanması üzerine, 15 Mart 2011’de, Cuma namazı çıkışı Şam ve Dera’da protesto gösterileri düzenlendi.

Devlet Başkanı Esad sert karşılık verdi, onlarca sivil hayatını kaybetti. Protesto gösterileri ülke geneline yayıldığında 10 yıldır devam eden iç savaş başladı.

Bugün ülkede yaşadığı bölge bombalanmamış; bir yakınını kaybetmemiş; ailesinden uzak düşmemiş bir Suriyeli bulmak imkansız. 2011’de nüfusu 22 milyon olan ülkede, 10 yılda neredeyse 600 bin kişi hayatını kaybetti.

6,5 milyondan fazla Suriyeli ülke içinde yerinden edilmiş durumda. Çoğu çadırlarda ya da sağlıksız koşullarda yaşıyor.

5,6 milyondan fazla sığınmacı da Suriye’yi terk etti. 3,6 milyonu Türkiye’de yaşıyor.

Suriye göç

İç savaş başladığında çoğu cezaevinde olan El Kaide üyeleri bugün Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) veya farklı muhalif gruplarla birlikte toprak parçalarını kontrol eden örgütlerin parçası.

Savaş başladığında örgütlü bir silahlı gücü olmayan Demokratik Birlik Partisi (PYD), bugün ABD ve Rusya’dan destek gören, Batı başkentlerinde temsilciliği olan, ülkenin dörtte birinden fazlasını kontrol eden bir güç.

Ülke fiilen üçe bölünmüş durumda. Kuzeybatıda İdlib-Afrin-Carablus hattını kontrol eden muhaliflerin olduğu bölgede, bazıları HTŞ’nin elindeki kontrol noktaları var.

PYD’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgede yer yer Şam hükümetiyle işbirliği yapılıyor. PYD’nin merkezi konumundaki Kamışlı ve Şam arasında uçaklar çalışıyor.

Hükümetin kontrolündeki bölgede de İran’a bağlı milis güçlerin hakimiyetinde yerleşim yerleri var.

Suriye kontrol haritası

Peki 10 yılda bugüne nasıl gelindi?

Savaşın dönüm noktalarını ve kritik gelişmelerini inceledik:

1- 30 Temmuz 2011 – Muhalifler Özgür Suriye Ordusu’nu kurdu, ayaklanma iç savaşa dönüştü

Protestolara güvenlik güçlerinin müdahalesinde onlarca insan ölmüş, protestolar şiddetlenmişti.

Ordudan ayrılan subaylar yanlarına bazı askerleri de alarak silahlanmaya başlayan muhaliflere katıldığını duyurdu. 30 Temmuz’da, çoğu ordudan ayrılan subaylardan oluşan Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kurulduğu duyuruldu.

Bu tarihten sonra Suriye’deki olaylar için “iç savaş” ifadesi kullanılmaya başlandı.

Türkiye, Katar ve diğer Körfez ülkeleri başta olmak üzere muhaliflere dış yardım da geliyordu.

9 Ağustos 2011’de dönemin Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ayaklanmalar başlayana kadar Ankara ile çok yakın ilişkiler içinde olan Esad yönetimiyle iletişime geçmek için Şam’a gitti.

Sekiz saat süren görüşme, Ankara-Şam arasında yapılan son üst düzey görüşme oldu.

Davutoğlu Şam'da

Bu sırada Türkiye, Suriye’den kaçan Esad muhaliflerine ve sivillere açık kapı politikası uyguluyordu.

18 Ağustos’ta bu kez dönemin ABD başkanı Barack Obama, Esad’ı istifa etmeye çağırdı. Birçok Batılı ülke de, Esad yönetimine ambargo uygulamaya başladı.

Eylül ayında bir başka ayaklanmanın yaşandığı ve yönetimin devrildiği Mısır’a giden ve o dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, Şam yönetimini “halkına kurşun sıkan, tanklarla toplarla şehirlere baskınlar düzenleyen” diye tasvir etti:

“Suriye halkı şu anda Esad’a inanmıyor; biz de inanmıyoruz.”

Muhaliflerin siyasi kanadı da Türkiye ve Katar’da toplanıyordu.

Esad, daha ayaklanmaların en başında, muhaliflere verilen desteğin kesilmesi için Batı’nın korkulu rüyası olan radikal İslamcıları cezaevlerinden salıverdi. Irak’tan gelen cihatçılarla birlikte bu savaşçılar, dağınık haldeki muhaliflerin safında yer aldı.

Esad’ın ordusu, Suriye’nin kuzeyinde çoğunlukla Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerden çatışmasız çekildi. Yıllardır bir kısmına nüfus kağıdı bile verilmeyen, PKK ile bağlantıları olan PYD’nin silahlı üyeleri, Temmuz 2012’de Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) oluşturdu.

Esad’ın Türkiye’ye karşı yaptığı bu hamle sonrası YPG, Afrin, Kobani ve Kamışlı’da hakim güç olmuş, Türkiye sınırında YPG bayrakları asılmıştı.

2- 14 Şubat 2013 – İran’ın Suriye’deki varlığı resmen duyuruldu, savaşın seyri Esad lehine değişti

Bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olan Esad’ı kaybetmek istemeyen İran yönetimi, Şam ordusuna silah, milis ve Kudüs Gücü üzerinden eğitim/komuta desteği veriyordu.

Kudüs Gücü’nün lideri Kasım Süleymani’nin Suriye’de cephede görüldüğüne dair bilgiler geliyordu.

14 Şubat 2013’te İran Devrim Muhafızları, bir komutanının Suriye’de muhalifler tarafından öldürüldüğünü duyurdu.

Bu sırada muhalifler birçok yerleşim yerini ele geçirmişti.

İran’ın savaşa müdahil olduğunu kabul etmesinden birkaç ay sonra, 5 Haziran 2013’te, Lübnan sınırındaki Kuseyr, Şam ordusunun kontrolüne geçti.

Kasım Süleymani önderliğinde Hizbullah ve İran’a bağlı milislerin desteğiyle Esad’ın elde ettiği bu zafer, muhaliflerin iki yılda kazanımlar elde ettiği iç savaşın seyrini Esad lehine değiştiren dönüm noktası oldu.

Ancak bu sırada İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, açıklamalarında çok temkinli davranıyordu. Eylül ayında Washington Post için bir makale kaleme alan Ruhani “Bölgedeki insanların kendi kaderlerini tayin edebilecekleri bir ortam oluşturulması gerekiyor, Suriye’de diplomasi yollarına başvurulmalı.” ifadelerine yer vermişti.

3- 21 Ağustos 2013 – Şam kırsalında sarin gazı kullanıldı

Şam yönetiminin kimyasal gaz kullandığına yönelik iddialar,n14 Haziran 2013’te ABD tarafından ‘teyit edildi.’ 21 Ağustos’ta da Guta’da sarin gazı saldırısı düzenlendi. Siviller de dahil yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

Bu saldırılar, Obama’nın 2012’deki açıklamasını hatırlattı:

“Kimyasal ya da biyolojik silah kullanımı kırmızı çizgimizdir.”

Putin ve Obama

Ancak savaşın dönüm noktası sayılabilecek olay, sarin gazı kullanımı sonrasında Washington-Moskova hattında yaşananlar ve nihayetinde ABD’nin Suriye iç savaşındaki tutumunu değiştirmesiydi.

“Kırmızı çizgi aşılmıştır” dediği için Suriye’ye müdahale etmesi beklenen Obama, “Kongre’ye askeri yetki talebinde bulundu” ve topu Kongre’ye attı.

Hemen ardından da Esad yönetiminin destekçisi Rusya’yla, Suriye’deki kimyasal silahların ülke dışına çıkarılması konusunda anlaşma yaptı.

Ankara tepkiliydi. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Bunu mutlak bir çözüm olarak görmek, Suriye rejimine kimyasal silah dışında hangi aracı kullanırsanız kullanın, ne kadar insan öldürürseniz öldürün gibi bir mesaj iletmekse bu barışı getirmez” açıklaması yaptı.

Obama yönetimi, o tarihten sonra muhaliflere kısıtlı bir destek verdi; Esad’a karşı açık müdahalede bulunmadı.

Bu durum, o dönem İran’la nükleer anlaşmaya yakın olan Obama yönetiminin Tahran’la gerilimi artırmamak için Suriye’de çekimser davrandığı yorumlarına yol açtı.

Bu esnada muhalifler içinde Müslüman Kardeşler’in güçlenmesi, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde tedirginlik yarattı. Riyad, artık Türkiye değil Ürdün üzerinden güneydeki muhaliflere destek veriyordu. Nihayetinde ülkenin farklı bölgelerindeki muhalif gruplar bölündü.

4- Ocak 2014 – IŞİD Rakka’yı ele geçirdi

2013’te Irak’tan gelen Irak İslam Devleti lideri Ebubekir el Bağdadi ve örgüt üyeleri, Rakka’daki muhalif gruplara yönelik saldırı başlattı. Ocak 2014’te şehirden bu grupları çıkararak “halifeliğin başkentinin Rakka olduğunu” duyurdu.

Rakka’dan çıkarılan Ahrar-ı Şam, El Nusra gibi örgütler de çoğunlukla İdlib’e yöneldi. Böylece Türkiye sınırında radikal grupların sayısı arttı.

IŞİD gittikçe güçlenerek savaşçı sayısını, Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, 30 bine çıkardı. 2015’te IŞİD, bazı Arap ülkelerinde, Türkiye ve Avrupa’da onlarca kişinin hayatını kaybettiği büyük saldırılar düzenleyecek kapasiteye ulaşmıştı.

Suriye ölümler

5- Eylül 2014 – Kobani kuşatması ve ABD’nin IŞİD’e yönelik Suriye’deki ilk hava operasyonu

2014’ün Haziran ayında Irak’ın en büyük şehirlerinden Musul’u ele geçiren IŞİD, Türkiye sınırındaki PYD bölgelerinin bir kısmını kuşatmıştı.

Ağustos’ta Irak’ın Sincar bölgesindeki hava bombardımanıyla ilk kez IŞİD’i hedef alan ABD, 23 Eylül’de de Suriye’de örgüte karşı ilk hava bombardımanını gerçekleştirdi.

27 Eylül’de ise, PYD bölgelerine ilerleyişini engellemek için Kobani’de IŞİD’i bir kez daha vurdu.

Erdoğan Ekim ayı başında, Türkiye destekli muhalifleri kast ederek “Kara harekatında bu görevi ifa edenlerle işbirliği kurulmadıkça hava harekatıyla bu iş bitmez. Şu anda Kobani de düştü, düşüyor” derken ABD’nin başka planları vardı.

Barack Obama, 19 Ekim’de Erdoğan’ı arayarak YPG’ye doğrudan silah yardımı yapacağını söyledi ve yardımlar başladı.

Erdoğan ve Obama

Bu kez savaşın seyri YPG için değişti. Önce Kobani’yi kuşatan IŞİD’i geri püskürten YPG, ardından Türkiye sınır hattı boyunca hızla ilerledi. Ardından güneye dönerek Rakka’yı ele geçirdi.

YPG’nin Suriye’de ‘kanton’ adı altında özerklik ilan edecek kadar güçlenmesi ve ABD öncülüğündeki IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun desteğini kazanması, Türkiye’de kırılgan şekilde yürüyen çözüm sürecinin önüne son taşı koydu.

Kobani olayları zamanı büyük sarsıntı geçiren süreç, Türkiye’nin 24 Temmuz’da önce Suriye’de IŞİD’i, ardından Kuzey Irak’taki PKK hedeflerini vurmasıyla son buldu.

Aynı günlerde, ABD’nin IŞİD’e karşı operasyonlarda kullanmak istediği ancak Türkiye’nin “sadece güvenli bölge oluşturulması karşılığında onay vereceği” İncirlik Üssü de, bu şartlar oluşmadan açıldı.

Kobani'den kaçanlar

BBC Türkçe’ye konuşan üst düzey bir Türk yetkili; PKK hedef alınmadan önce İncirlik Üssü’nün açılmasının ve IŞİD’in vurulmasının sebebini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer sadece PKK’yı vursaydık, ne kadar meşru olursa olsun, IŞİD’le mücadeleye zarar veriyormuş gibi bir algı yaratılabilirdi. Zaten Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğine yönelik iddialarla mücadele ediyorduk. Bu algının önüne geçmek için İncirlik Üssü’nü açtık, ilk operasyonu IŞİD’e yaptık. Ardından PKK hedeflerini vurduk.”

Türkiye iki YPG bölgesi arasında köprü kurulmasını engellemek ve sınırındaki IŞİD tehdidine son vermek için 24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlattı. 2018’de Afrin’e ‘Zeytin Dalı Operasyonu’ düzenledi.

Türkiye için artık Suriye’de en önemli öncelik YPG olmuştu.

Kobani

Hem Zeytin Dalı hem de Fırat Kalkanı operasyonları, artık Suriye’nin hava sahasını kontrol eden Rusya’nın yeşil ışık yakması sayesinde olmuştu.

6- 30 Eylül 2015 – Rusya savaşa doğrudan müdahil oldu

ABD, Türkiye ve İran’ın artık müdahil olduğu savaşın dördüncü yılında Rusya da Şam’a verdiği desteğin şeklini değiştirdi ve hava bombardımanıyla savaşa müdahil oldu.

Rus hava kuvvetlerinin devreye girmesiyle savaşın Esad lehine ilerlemesi hız kazandı.

Putin, “Ülkedeki cihatçıların Rusya için tehdit olduğunu, savaşa bu grupları engellemek için girdiğini” 12 Ekim’de BBC’ye verdiği röportajda anlattı:

“Bizim yabancı topraklara ihtiyacımız yok. Sovyetler Birliği’ni yeniden inşa etmek gibi bir niyetimiz de yok. Ama bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi savunmalıyız.”

Rusya’nın müdahalesinin ardından 21 Ekim’de Esad da ilk kez Suriye dışında; Moskova’da görüldü.

Esad Ekim 2015'te Moskova'ya giderek Putin'le görüştü
Esad, Ekim 2015’te Moskova’ya giderek Putin’le görüştü

Bundan bir ay sonra, 24 Kasım’da Türk hava sahasını ihlal ettiği belirtilen bir Rus savaş uçağı, Türk jetleri tarafından düşürüldü.

Moskova-Ankara arasındaki yüksek gerilimli birkaç ayın ardından Erdoğan, Rus mevkidaşı Vladimir Putin’e bir özür mektubu gönderdi. 9 Ağustos’ta Petersburg’da bir araya gelen iki liderin arasındaki gerilim, yerini yakın bir işbirliğine bıraktı. Türkiye’nin bu sırada ABD ile arası, YPG’ye verilen destek sebebiyle gittikçe açılıyordu.

Üzerinden bir ay geçmeden Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu başladı.

Aynı yılın sonunda da, Halep’te ateşkes ilan edildi; muhalifler İdlib’e çekildi. Esad yıllar sonra bir Rus gazeteciye verdiği röportajda, savaşın dönüm noktası sorulduğunda “Halep’in geri alınması” diyecekti.

Bu sırada Türkiye’de büyük etki yaratan iki olay meydana geldi. 19 Aralık’ta, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Ankara’da uğradığı bir suikast sonucu hayatını kaybetti.

22 Aralık’ta ise iki Türk askerinin IŞİD tarafından yakılarak öldürüldüğüne dair görüntüler internette paylaşıldı. Görüntülere erişim engeli getirilirken askerlerden birinin ailesi, aylar sonra Türk basınına “Oğlumuza şehitlik verildiği bize söylendi” dedi.

Rusya, ABD ile karşı karşıya gelmemek için müdahalesinde büyük oranda YPG bölgelerine yanaşmadı. ABD de üç yıl boyunca sadece IŞİD bölgelerini hedef aldı.

Ancak Donald Trump başkan olduktan sonra, Nisan 2017’de ilk kez bir Suriye ordu üssüne füze attı. Nisan 2018’de Trump, Esad’a ait üsleri bir kez daha vurdu.

Göçmenler

7- Göçmen krizi

Çatışmalardan kaçan küçük bir grubun ilk kez Nisan 2011’de Türkiye sınırına gelmesinden sadece birkaç yıl sonra, Suriyeli sığınmacıların sayısı milyonları bulmuştu.

İlk aşamada Lübnan, Ürdün, Türkiye ve Irak gibi komşu ülkelere sığınan ve buralardaki çadır kentlere geçici olarak yerleştirilen Suriyeliler, savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini gördü.

Çünkü artık iç savaş; Türkiye, Körfez ülkeleri, İran, Rusya ve ABD’nin girdiği bir vekalet savaşına dönmüştü. İsrail de, Suriye’de sınırına yakın bölgelerde İran’ın desteklediği Hizbullah ve diğer milisleri hedef alan füze saldırılarına başlamıştı.

Artık evlerini temelli terk eden Suriyeliler, Avrupa’dan sığınma talep etti. Ege Denizi üzerinden Yunanistan’a göçmen akını başladı.

2015’te bu geçişler ve insan kaçakçılığı öyle bir noktaya ulaşmıştı ki; Suriyelilerin açtığı kapıdan yararlanmak isteyen çok sayıda Iraklı, Afgan ve diğer Asya ülkelerinden gelen sığınmacılar, binlerce kilometrelik rotalar oluşturmuştu.

2015’te Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre Türkiye üzerinden 821 binden fazla kişi Yunanistan’a kaçak geçiş yaptı; Ege Denizi’nde 706 kişi hayatını kaybetti.

Ailesiyle birlikte Ege Denizi'ni aşmaya çalışan üç yaşındaki Aylan Kurdi'nin cansız bedeni Bodrum kıyısına vurdu
Ailesiyle birlikte Ege Denizi’ni aşmaya çalışan üç yaşındaki Aylan Kurdi’nin cansız bedeni Bodrum kıyısına vurdu

Aralarında, cansız bedeni Bodrum kıyılarına vuran üç yaşındaki Aylan Kurdi de vardı.

Avrupa, sınırlarında on binlerce göçmeni görünce Türkiye ile Mart 2016’da geri kabul anlaşmasını yürürlüğe soktu. Anlaşmayla Türkiye sınırlarda sert önlemler aldı, kaçak geçişler büyük oranda azaldı.

Ancak Şubat 2020’de, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerilimin yaşandığı bir dönemde Erdoğan, kapıları göçmenlere açtığını duyurdu:

“Ne dedik aylar önce? ‘Böyle giderse kapıları açmak zorunda kalacağız.’ İnanmadılar. Biz dün ne yaptık? Kapıları açtık. Bu kapıları bundan sonraki süreçte de kapatmayacağız ve bu devam edecek”

Sınırı geçmek üzere Edirne’ye giden çok sayıda göçmen, Yunan polisi tarafından sert müdahalelere maruz kalarak geri gönderildi.

8- 4 Mayıs 2017 – Çatışmasızlık bölgeleri ilan edildi ve muhalifler İdlib’e çekildi

2017’de Türkiye destekli olan muhalifler büyük oranda İdlib ve Cerablus-Mare hattında kalmıştı.

4 Mayıs’ta Rusya, İran ve Türkiye, Kazakistan’ın başkenti Astana’daki toplantıda muhaliflerin bulunduğu alanlarda “Dört çatışmasızlık bölgesi oluşturma” kararı aldı.

Birincisi geniş İdlib bölgesi; ikincisi 150 binden fazla sivilin yaşadığı Rastan ve Telbise; üçüncüsü 700 bin nüfuslu, radikal grupların da olduğu Doğu Guta ve sonuncusu da Dera ve Kuneytra’ydı.

Bu bölgeler için Mısır, Ürdün ve ABD’nin de devreye girmesiyle ayrı anlaşmalar imzalandı ve Temmuz 2018’e kadar Doğu Guta, Rastan-Telbise ve Kuneytra-Dera bölgelerinden binlerce savaşçı aileleriyle birlikte otobüslere bindirilip İdlib’e gönderildi.

Böylece 2011’de Esad’a karşı savaşmaya başlayan muhalifler ülkenin kuzeybatısına çekilmiş oldu.

İdlib’in nüfusu üç milyonun üzerine çıktı. Suriye ordusu ve Rusya, bu kez yönünü son “çatışmasızlık bölgesi” olan İdlib’e çevirdi.

Esad İdlib'de

Suriye ve Rus ordularının operasyonları, aralıklı olarak bugüne kadar sürdü. Eylül 2018’de Rusya, Türkiye ve İran bir mutabakat imzalayarak İdlib’de muhalifler ve Suriye ordusu arasında tampon bölge oluşturacak şekilde gözlem noktaları oluşturdu.

Mutabakatın ‘geçici’ olduğunu belirten Beşar Esad ise “Hükümetimizin asıl amacı Suriye’nin her bölgesinde kontrolü sağlamaktır.” diyerek İdlib’den vazgeçmediğini duyurdu.

Son olarak 5 Mart 2020’de Rusya ile Türkiye’nin yeni bir mutabakata vardığı bölgede Esad’ın ordusu ilerlemiş, muhalifler daha dar bir alana sıkışmıştı. Saldırılarda onlarca askerini kaybeden Türkiye, Şam ordusunun kontrolünde kalan bölgeden bazı gözlem noktalarını taşımak durumunda kaldı.

İdlib’in büyük bir kısmı bugün HTŞ’nin kontrolünde.

Ölümler

9- Aralık 2018 – ABD, IŞİD’in elinde toprak kalmadığını duyurdu

Dönemin ABD Başkanı Trump, Aralık 2018’de IŞİD’in kontrolünde toprak kalmadığını ve Suriye’den çekileceğini duyurdu. Ancak tepkiler sonucunda, sadece 1.000 askerini çekti.

Fırat’ın diğer yakasında ise Rusya’nın paralı asklerleri ve İran’a bağlı milislerle birlikte Suriye ordusu IŞİD’le savaşmaya devam ediyordu.

Trump, Obama’nın YPG’ye yardıma başlamasından beş yıl sonra, Ekim 2019’da Erdoğan’la yaptığı telefon konuşması sonrası bir kez daha Suriye’den çekileceğini açıkladı.

Bu açıklama, uzun süredir Fırat’ın doğusunda YPG’ye yönelik askeri harekat düzenleme planları yapan Ankara için yeşil ışık niteliğindeydi. Erdoğan’ın “Kararı verilen ve süreci başlamış olan barış pınarlarının önünü açma vakti belki bugün, belki yarın denebilecek kadar yakındır” sözlerinin ardından Türkiye, 9 Ekim’de YPG’ye yönelik ‘Barış Pınarı Harekatı’nı başlattı.

Harekat iki hafta içinde önce ABD, ardından Rusya’yla varılan anlaşmalarla sona erdi. YPG’nin sınırdan 30 kilometre derinliğe çekilmesi ve bu bölgede Rus ve Suriye ordularının bulunması kararlaştırıldı.

YPG bugüne kadar tam anlamıyla geri çekilmedi. Bölgede birbirine yakın konumlarda varlık sürdüren SDG ile Şam yönetimi arasında da, Rusya’nın aracılığında işbirliği görüşmeleri sürüyor.

İdlib'de 1,5 milyon kişi sağlıksız koşullarda çadırlarda kalıyor
İdlib’de 1,5 milyon kişi sağlıksız koşullarda çadırlarda kalıyor

10- Baas yönetimini tanımayan ülkeler Esad’a yeşil ışık yakmaya başladı

Savaşın büyük bir kısmını domine eden IŞİD sorunu büyük oranda ortadan kalktığında, önce Arap ülkelerinin ardından da Avrupa ülkelerinin Esad’a ve Baas Partisi’ne yaklaşımında değişim sinyalleri gelmeye başladı.

Ankara ile Şam arasında da “terör örgütlerine karşı” iki ülkenin işbirliği yapabileceği, “Suriyeliler demokratik seçimlerde kendisini tercih ederse” Esad’la çalışılabileceği mesajları geldi. Öyle ki; iki ülkenin istihbarat başkanları, Hakan Fidan ve Ali Memlük, Ocak 2020’de Moskova’da görüştü.

Bu sırada İran”ın etki alanını kısıtlamak isteyen ve muhalifleri desteklemekten çoktan vazgeçmiş olan Umman, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi Arap ülkeleri de Şam’da diplomatik temsilciliklerini yeniden açtı, bazıları büyükelçi gönderdi.

Son olarak Beyaz Saray’da yeniden Demokrat Partili bir Başkan, Joe Biden göreve geldi. Biden, ilk kez Şubat 2021’de Suriye’de Esad’a destek veren İran’a bağlı milis güçleri vurdu.

“Ordumuzun geliştirmeye iki yıl önce karar verdik. Elbette ki bunu Rusya Savunma Bakanlığı’yla birlikte yapacağız.”

Savaşın 10. yılına yaklaşırken bu açıklamayı yapan Esad, artık Rusya ve İran’a bağımlı olsa da yönetimde kaldı.

Fiilen üç parçaya bölünmüş olan Suriye ise 10 yılın sonunda uydu savaşın sahnesi olmaya devam ediyor

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”