13 Haziran 2026
20.2 C
İstanbul

8 Mart Nedir, Ne Değildir?

İZnews – Ezra Alagyaz | Her yılın 8 Mart günü “Dünya Kadınlar Günü” ya da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” adı altında çeşitli etkinlikler, mitingler ve kutlamalar yapılsa da, 8 Mart gününe ilişkin ciddi bir anlam ve kavram kargaşası söz konusudur. Zira 8 Mart, kimi kesimler için bir “Anma Günü”, kimi kesimler için “Dünya Kadınlar Günü”, kimi kesimler için “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü”, kimi kesimler için ise “Kadın Bayramı”dır. Gerek bu anlam ve kavram kargaşasının son bulması, gerekse de 8 Mart’ın tarihsel zeminine oturtulabilmesi için, öncelikle 8 Mart’a ruh ve anlam veren hareketle, genel olarak kadın hareketinin çıkış noktalarının bir ve aynı olmadığını belirlemek bir zorunluluktur.

Tarihte kadın direnişlerinin ve hareketlerinin tarihi, erkek egemenliğinin ve sınıfların tarihi kadar eskidir. Ama burada tartışılan kapitalizmin tarihi içerisinde kadın hareketi olduğundan, biz de kadın hareketi, yani feminist hareket derken, esasen kapitalizmin tarihi içerisinde ortaya çıkmış olan kadın hareketini kastetmekteyiz.

Evet, belirttiğimiz gibi kadın hareketi hem tarihsel olarak daha eski, hem de talepleri ve dayandığı dinamikler bakımından, 8 Mart’a ilham veren işçi kadınların hareketinden farklıdır.

Politik bir hareket olarak Feminizmin tarihi 16. yüzyıla dayanır. Feminizmin temel talebi, eşit haklardır. Feminizm düşüncesi, sonraları ise feminist hareket, kadınlar için erkeklerin sahip olduğu hakları talep eden bir düşünce ve hareket olarak doğmuştur. Bu hareket heterojendir ve öznesi kadınların tamamıdır.

8 Mart’a ilham veren hareket ise işçi sınıfının bir kesimini oluşturan kadın işçilerin hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Bu hareket, feminist hareketin aksine bütün kadınlar için hayatın her alanında erkeklerle eşit haklar değil, işçi kadınların koşullarının iyileştirilmesini hedefleyen ve sınıflar üstü bir hareket olarak değil, bir sınıf hareketi olarak doğmuştur.

Bilindiği gibi, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde dokuma işçisi 40.000 kadın işçi daha iyi çalışma koşulları talebiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamıştı.

Grevci işçilerin en temel talepleri, 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerin yükseltilmesiydi. Bu grev, tekstil ve tütün fabrikalarında birbiri ardına grevlerin başlamasına da öncülük etti.

8 Mart’ın tarihe kayıt düşülmesi için bu yetmedi, bunun için yarım yüzyıl daha beklemek gerekecekti.

8 Mart 1857’de meydana gelen grevlerin yıldönümünde, yani 8 Mart 1908 yılında yine New York’ta “Cotton” tekstil fabrikasında kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları için öne sürdükleri taleplerle grev başladı. Patron, grevci kadınlarla, diğer işçilerin dayanışmasını engellemek için kadın işçileri fabrikaya kilitledi. Fabrikada çıkan yangında, 129 grevci kadın işçi yanarak öldü.

Bu olaydan sonradır ki 8 Mart bir milat olarak kabul edilir oldu, ama işçi sınıfı saflarındaki egemen erkek zihniyeti nedeniyle işçi sınıfının tamamı açısından bir milat olarak kabul görmedi. Zira bunun için erkek işçilerin öncülük ettiği bir hareket gerekiyordu.

1910’da Kopenhag’da toplanan İkinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı, 8 Mart’ı birleşik uluslararası eylem günü olarak kararlaştırdı. Ve 1911 yılı itibariyle 8 Mart, ilk defa çok kitlesel olarak anılır oldu. Bu hareketin en önemli talepleri: Kadınlara oy hakkı, eşit işe eşit ücret, sekiz saatlik işgünü, analık hakları ve emperyalist savaşların son bulması idi.

8 Mart anısına yapılan etkinlik ve eylemlerde ön plana taşınan bir başka nokta ise, Mart ayına denk gelmesi dolayısıyla Paris Komünü’nün anılmasıydı.

1911 yılı itibariyle uluslararası çapta bir sınıf hareketi olan 8 Mart, 1921 yılına kadar Mart ayının çeşitli günlerinde bir eylem günü olarak varlığını sürdürdü.

Komintern bünyesinde 1921 yılında Moskova’da toplanan II. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı’nda alınan kararla 8 Mart tarihi resmen kabul edildi ve bu tarih itibariyle de dünyanın her tarafında 8 Mart, “Uluslararası Kadınlar Günü” ya da “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul gördü.

8 Mart’a İlham Veren, Genel Kadın Hareketi ya da İşçi Sınıfının Genel Hareketi değil, İşçi Kadınların Hareketidir

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sınıf mücadelesinde bir milat, bir başka anlamda “Kadın İşçilerin 1 Mayısı” olan 8 Mart, genel anlamda kadınların kurtuluşunu ya da kadın erkek eşitliğini esas alan bir kadın hareketi değil, işçi kadınların hareketidir.

Kadın hareketi gibi sınıflar üstü toplumsal bir hareket değil, öncelikli olarak bir sınıf hareketidir.

Bu anlamıyla da gerek 1910 yılında Kopenhag’daki İkinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, gerekse de 1921 yılında Moskova’da yapılan II. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın bu niteliği doğru kavranmıştır.

Her iki kadın konferansının gerek kadınların kurtuluşu meselesine ilişkin anlayışında, gerekse de bu konferanslarda alınan kararlarda ciddi sıkıntılar olduğu muhakkaktır.

Örneğin her iki konferans da, kadınların kurtuluşu ile emeğin kurtuluşunu bir ve aynı görmektedir.

Her iki konferansın da örgütleyicilerinden olan Clara Zetkin, meseleyi şu şekilde özetlemektedir:

 

“Yönergeler, cinsiyet köleliğinin ve sınıf köleliğinin nedeninin son tahlilde özel mülkiyet olduğu ve kadınların tam kurtuluşunun ancak ve yalnızca üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılması ve onların toplumsal mülkiyete dönüştürülmesi ile güvence altına alınabileceği tespitinden yola çıkmaktadır. (…) Proletaryanın devrimci sınıf mücadelesi olmaksızın kadınların gerçek ve tam kurtuluşu olanaksızdır, kadınlar bu mücadeleye katılmaksızın kapitalizmin parçalanması, sosyalist yeniyi yaratma olanaksızdır.” (Inter Yayınları: C. Zetkin, KADIN SORUNU ÜZERİNE SEÇME YAZILAR, s. 123)

 

Clara Zetkin’in bu yazdıkları, esasında dönemin komünist kadınlarının ve tabii ki bir bütün olarak komünist hareketin kadınların kurtuluşu meselesine ilişkin yaklaşımını ifade eder. Bu yaklaşım bir yanıyla doğru olsa da, bir yanıyla da yanlıştır. Zira nasıl ki 8 Mart olarak tarihe geçen işçi kadınların hareketi, genel olarak kadınların kurtuluşu ile bir ve aynı şey değilse, aynı şekilde genel olarak kadınların kurtuluşu da işçi kadınların kurtuluşu ile bir ve aynı şey değildir.

İşçi Kadınların Kurtuluşu ile Kadınların Kurtuluşu, Bir ve Aynı Şey Değildir

Clara Zetkin’in ifade ettiklerinden de anlaşılacağı gibi, sosyalist hareketin yaklaşımı şudur: “Kapitalizm yıkılmadan kadınlar kurtulamaz!”

Eğer kadınların kurtuluşundan, gerçek anlamda kurtuluşu anlayacak olursak, bu anlayış doğrudur. Gerçek ve tam kurtuluşun ön koşulu, kapitalist sistemi imha etmektir. Gerçek ve tam kurtuluş ise, ancak komünist bir toplumda mümkündür.

Ama “Kadınların Kurtuluşu”nu esas alan kadın hareketinin kadınların kurtuluşundan anladığı bu değildir. Kadın hareketinin “Kurtuluş” derken kast ettiği, kelimenin dar anlamında bir kurtuluştur, yani erkekler kadar efendi ya da köle olmaktır.

Kadın hareketi, erkek egemen yaşam karşısındaki duruşu itibariyle “özgürlükçü” bir hareket olmasına rağmen,  hedefleri itibariyle bir eşit kölelik ya da eşit efendi olabilme hareketidir. Yani özgürleşme yürüyüşünü kendi ezenine erişmeye, ezeni kadar “özgür” olmaya, eşit köle olmaya, eşit efendi olmaya endekslemiş bir harekettir. Kadın hareketi, (bu hareketin bir parçası olan sosyalist feministler hariç) haklılar hareketi olmasına rağmen, tam eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal yaşam projesine sahip değildir. Ama buna rağmen eşitlikçi bir dünya kurabilme mücadelesinin vazgeçilmezidir. Bu anlamıyla da kadınlara, “Kurtuluş için devrimi bekleyin” demek doğru olmadığı gibi, gerçekçi de değildir. Zaten kadın hareketi de bunu gerçekçi bulmadığı içindir ki beklemek yerine, “Hemen şimdi” şiarını benimsemiş, harekete geçmiş ve hem önemli mevziler kazanmış, hem de bu meseleyle ilgili olarak sosyalist hareketin kendi görüşlerini gözden geçirmesine katkı sunmuştur.

Sonuç Yerine

8 Mart’ın tarihsel anlamı ve niteliğinin doğru anlaşılması ve onun temsil ettiği çizginin geliştirilebilmesi için öncelikle kadın işçiler açısından bir milat olan bu günün genel kadın hareketinin kendisi olmadığını açık etmek gerekmektedir.

Bu demek değildir ki işçi sınıfının bir kesimi olan kadın işçiler, kadın hareketi ile aralarına mesafe koymalıdırlar. Bilakis, kadın işçiler kadın hareketiyle daha doğrudan bağ kurmalı, onun aktif bir bileşeni olmalıdırlar; ama bunu yaparken, ne bu hareketin genel ve sınıflar üstü kimliği içinde erimelidirler, ne de kadın hareketini işçi sınıfının ya da emeğin kurtuluşu davasına tabi kılmaya kalkışmalıdırlar.

İşçi sınıfının bir parçası olmayan, hatta ve hatta burjuva sınıfının bir parçası olan kadınlar, nasıl ki kadın hareketinin içinde yer alırken, kendi sınıfsal ayrılıklarını ve çıkarlarını muhafaza ediyorlarsa, aynı biçimde kadın işçiler de sınıf olmaktan kaynaklanan ayrılıklarını ısrarla korumalıdırlar.

Bu yapılmadığı takdirde, özellikle 1960’lı yıllar itibarıyla gittikçe etkisini hissettiren genel kadın hareketinin etkisiyle her geçen gün biraz daha silikleşip, zamanla genel kadın hareketinin bir parçası olarak kabul görmeye başlayan 8 Mart, sınıfsal niteliğini tamamen yitirerek tarih olmaktan kurtulamayacaktır.

 

Son Haberler

İngiltere’de savunma bütçesi krizi: Savunma ve Silahlı Kuvvetler Bakanları istifa etti

İngiltere'de Savunma Bakanı John Healey'nin savunma harcamalarının yetersiz olduğunu...

İran: Mutabakat zaptı önümüzdeki günlerde imzalanabilir

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD ile mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimalinin mevcut olduğunu söyledi.  Erakçi, İran devlet televizyonunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Erakçi, "Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut" ifadelerini kullandı. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşma ile ilgili müzakere yapılmayacağını söyleyen Erakçi, "Eğer yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun durumu netleştirilecekse, bunun tek yolu bu malzemenin İran'da seyreltilmesidir" dedi. Erakçi, Hürmüz Boğazı ile ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması hususunun olası mutabakat zaptında yer aldığını belirterek, şunları kaydetti:  "Hürmüz Boğazı idaresi önceki gibi olmayacak. Boğaz, Umman ve İran’ın egemenliği altındadır. İki ülke bundan önce boğazdaki hizmetleri ücretsiz sağlıyordu.  Umman ile Hürmüz Boğazı’nın idaresine ilişkin olumlu görüşmeler yaptık. Kılıcımız, Hürmüz Boğazı’nın üzerinde olacaktır." İran'ın dondurulmuş varlıkları için bir mekanizma öngörüldüğünü de söyleyen Erakçi, "Bu anlaşmanın düşmanları var ve bunların başında İsrail rejimi geliyor" diye konuştu. Erakçi, medyada yer alan metinleri onaylamadığını vurgulayarak, sözlerini "Eğer altyapımıza yönelik tehditler nedeniyle geri adım atacak olsaydık, bunu daha önce yapmış olurduk. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşmaya yönelik müzakereler yapılmayacak" şeklinde tamamladı.    

İran: Anlaşma metni büyük oranda hazır ancak nihai karar bekleniyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ile yürütülen müzakerelerde metnin büyük bölümünün tamamlandığını ancak Washington’un "çelişkili tutumu" ve devam eden askeri saldırılarının süreci aksattığını belirtti. Bekayi ayrıca, ABD’nin hamleleri nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın tüm gemi trafiğine kapatıldığını duyurdu. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, bu akşam katıldığı bir televizyon programında, savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik süreç ve bölgede tırmanan askeri gerilim hakkında önemli açıklamalarda bulundu. "Müzakere sürerken saldırı kabul edilemez" Müzakerelerin durumu hakkında bilgi veren Bekayi, metnin büyük bir kısmının nihai hale getirildiğini ancak ABD'nin tutarsız yaklaşımlarının temel engel olduğunu savundu. Bekayi, "Müzakere sürecinde iki kez askeri saldırıya maruz kaldık. Son birkaç gecedir ABD ordusu, ülkemizin güneyindeki altyapı tesislerini ve Sirik’teki iki su deposunu hedef aldı. Bir yandan diplomasiden bahsedip diğer yandan illegal askeri yöntemlere başvuruyorlar" dedi. ABD’nin "psikolojik savaş" yürüterek İran’ın baskı altında geri adım attığı imajını vermeye çalıştığını öne süren sözcü, "İran ne diplomasi masasında ne de sahada karşı tarafın mantıksız taleplerine boyun eğmeyecektir. Kırmızı çizgimiz halkımızın çıkarlarıdır ve bu konuda ödün verilmeyecektir" ifadelerini kullandı. Hürmüz Boğazı tüm gemilere kapatıldı Stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki duruma da değinen Bekayi, bölgedeki güvensizliğin sorumlusunun ABD olduğunu iddia etti. Genelkurmay Başkanlığı'nın verilerine dayanarak konuşan Bekayi, "ABD’nin son saldırıları bölgeyi benzeri görülmemiş şekilde güvensiz hale getirdi. Güvenli seyir imkanı kalmadığı için Hürmüz Boğazı tüm gemi trafiğine kapatılmıştır" açıklamasını yaptı. Bekayi, ABD’nin ticari gemileri de hedef aldığını savunarak, "Örneğin üç Hint gemisi hasar gördü ve bazı Hintli denizciler hayatını kaybetti. Bu durum, ABD'nin uluslararası deniz ticaretini ve serbest ticareti bizzat tehlikeye attığını göstermektedir" dedi. "Nihai imza için ilgili mercilerin onayı bekleniyor" Olası bir anlaşmanın imza törenine ilişkin medyada yer alan tarih ve yer iddialarını "spekülasyon" olarak nitelendiren Bekayi, karar mekanizmasının net olduğunu vurguladı. Bekayi, "İlgili üst düzey mercilerimiz metnin her bir maddesini detaylıca incelemektedir. Halkımızın menfaatlerinin tam olarak korunduğuna ikna olduğumuz an, bunu resmi olarak duyuracağız. Pakistan ve Katar gibi arabulucular aktif şekilde çalışıyor ancak ABD’nin saldırıları diplomatik süreci ister istemez olumsuz etkiliyor" şeklinde konuştu.

32 yıl sonra cezaevinden çıktı

Dersim’de gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Aygül Kapçak, 32 yıllık tutukluluğun ardından Şakran Kadın Kapalı Hapishanesinden tahliye edildi. Kapçak, 32 yılın ardından İzmir'de bulunan Şakran Kadın Kapalı Hapishanesinden tahliye edildi. Dersim’de gözaltına alınarak tutuklanan Kapçak, sırasıyla Elbistan, Malatya, Sivas, Amasya ve Şakran hapishanelerinde kaldı. Geçtiğimiz hafta tahliye edilmesi gereken Aygül Kapçak’ın tahliyesi, açık görüş sırasında diğer tutukluların yakınlarıyla konuştuğu gerekçesiyle verilen disiplin cezası nedeniyle bir hafta ertelenmişti. Aygül Kapçak’ı hapishane önünde ailesi, DEM Parti Aliağa İlçe Örgütü ile EGE-TUHAYDER yöneticileri karşıladı. Kapçak, “özgürlüğüne kavuştuğu için mutlu olduğunu ancak cezaevlerinde hâlâ çok sayıda tutuklunun bulunduğunu” belirtti. Aygül Kapçak, “Tahliye olduğum için mutluyum ancak içeride arkadaşlarımız var. Bu nedenle sevincim eksik kalıyor. Onların da özgürlüğüne kavuşacağına inanıyoruz. Böyle bir atmosferde çıkıyor olmak gurur verici. Verilen mücadelenin yarattığı bu onuru yaşamak çok değerli. Bu mücadeleyi büyütmek hepimizin sorumluluğudur” dedi.

Bill Gates, Epstein’in kendisine evlilik dışı ilişkileri üzerinden şantaj yapmaya çalıştığını savundu

Microsoft'un kurucu ortağı ve eski Üst Yöneticisi (CEO) Bill Gates, ABD Kongresine verdiği ifadede, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu iddiasıyla yargılandığı sırada hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein'in kendisine evlilik dışı ilişkileri üzerinden şantaj yapmaya çalıştığını belirtti. Gates, ABD Temsilciler Meclisi Denetleme Komitesine kapalı kapılar ardında ifade verdi. Hazırlanmış açılış konuşması ise Gates'in internet sitesinde kamuoyuna sunuldu. Buna göre Gates, Epstein'in suç teşkil eden herhangi bir eylemine şahit olmadığını söyleyerek, "(Epstein'in) adasına, çiftliğine ya da Florida'daki evine hiçbir zaman gitmedim. Kimseyi mağdur etmedim. Kendisi benimle kişisel bir ilişki kurmaya çalışmış olabilir ancak ben hiçbir zaman böyle bir şeye ilgi duymadım ve karşılık vermedim." ifadelerini kullandı. Gates, Epstein ile 2011'de tanıştığını ve bağış konusunda görüşmeler yaptığını ancak ilişkisini 2014'te bitirdiğini anlattı. Epstein'in kendisinin hayatıyla ilgili özel bilgilere eriştiğini kaydeden Gates, evlilik dışı ilişkilerini de öğrendiğini dile getirdi. Gates, "Epstein, benim ihanetlerimi, üzerine bazı yalanlar ekleyerek kendisiyle tekrar ilişki kurmam için kullanmaya çalıştı. Bunda başarısız oldu." dedi. Jeffrey Epstein olayı En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York'taki Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu. Açıklanan Epstein dava dosyalarında eski Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı. ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'in ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

İran Devrim Muhafızları’dan Hürmüz uyarısı

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'nın ikinci bir duyuruya kadar gemi trafiğine kapatıldığını ve boğaza yaklaşılmasının "düşmanla işbirliği" olarak kabul edileceğini bildirdi. İranlı Öğrenciler Haber Ajansına (ISNA) göre, Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın ateşkes ihlali nedeniyle yeniden kapatıldığı belirtildi. Açıklamada, "Amerikan düşmanının ateşkes koşullarını tekrar tekrar ihlal etmesinin ardından, Hürmüz Boğazı ikinci bir duyuruya kadar kapatılacaktır." ifadelerine yer verildi. Hiçbir geminin Basra Körfezi ve Umman Denizi'ndeki demirleme alanlarından ayrılmaması uyarısında bulunulan açıklamada, "Hürmüz Boğazı'na yaklaşmak, düşmanla işbirliği olarak kabul edilecektir." ifadesi kullanıldı.

İsrail, İran’ın uyarısına karşın Lübnan’ın güneyine saldırdı

ABD Başkanı Donald Trump'ın "İran'ı sert şekilde vuracağız" açıklamasından...

Türkiye Gündemi

Katz’dan Türkiye’ye sert mesaj

İsrail Savunma Bakanı Katz'dan Türkiye'ye Kudüs yanıtı: Kudüs’ü yönetmeyi hayal...

İmamoğlu: Psikolojik işkenceye uğruyorum

Tuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, "psikolojik işkenceye maruz bırakıldığını"...

1993’te tutuklandı, 33 yıl sonra cezaevinden çıktı

Yılmaz Çerçel, 33 yıllık tutukluluğun ardından Eskişehir H Tipi Cezaevinden tahliye edildi. Tahliyesi 6 kez Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından ertelenen 33 yıllık ağır hasta tutuklu Yılmaz Çerçel, Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevinden tahliye edildi.  Çerçel’i cezaevi çıkışında ailesi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İl Örgütü yöneticileri ve Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) İç Anadolu Temsilcisi Enver Tek karşıladı.   Yılmaz Çerçel kimdir? Yılmaz Çerçel 17 Mart 1993’te Diyarbakır’da tutuklandı. Çerçel, Diyarbakır, Bartın ve Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevlerinde tutuldu. Sağlık sorunları sebebiyle Çerçel’in infazı 2004-2006 yılları arasında ertelendi. Çerçel, 2008-2012 yılları arasında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi görmesinin yanı sıra sol elini de kullanamıyor.

Özel: ‘Karşımızda mutlak sultan ile mutlak butlanın ittifakı var’

CHP'de 21 Mayıs tarihli mutlak butlan kararı sonrası yapılan...

Bahçeli: Yaşananlar CHP’ye yakışmıyor, Yargıtay kararını vermeli

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, mutlak hukukun ihraç sonrası CHP’de yaşananların parti yakışmadığını söyledi. Bahçeli, “Bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmasına şahit oluyoruz. Yargıtay, kararını bir an önce vermeli” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mutlak hukuka kavganın ardından başlayan karşılıklı sürecinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den yeni açıklamalar geldi. Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan Devlet Bahçeli, Yargıtay’ın bir an önce kararını vermesi gerektiğini belirtti. “Bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmasına şahit oluyoruz. CHP’ye yeniden önce kendi anasını saymalı” ifadelerini kullandı. “Yaşananlar CHP kurumsallığına yakışmıyor” CHP’de yaşanan gelişmelerin “hain açığı bağışa doğru sürüklemekte” belirtilerek hukuki ve siyasi mücadele yerine fitneye gidip toplumsal huzuru bozacak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılması gerektiğini söyledi. “Siyasi tansiyon yükselir” Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şöyle: “Siyasi tansiyon yükseldi. Bayram, CHP arasında kucaklaşma yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyede demokrasiye zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir. Beklentimiz hukuki ve siyasi mücadele yerine fitneye gidilmesi toplumsal huzuru bozacak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır. “Yargıtay kararını vermeli, provokasyon artıracak söylemlerden kaçınılmalı” Provokasyonun artacak söylemlerden kaçınılmalı. Mesele hukuk zemininden uzaklaşmamalıdır. Türkiye’yi karşı karşıya getirmekle suç etmeli. Olaylar güvenliği içlerine saldırıya yönelmemelidir. Bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmasına şahit oluyoruz. Yargıtay, CHP için kararını bir an önce vermeli. “CHP arınmalı ve durulmalıdır” Vatandaşlarımızın oylarıyla seçilen bazı belediye başkanlarının kamu kaynaklarını istismar yoluyla kişilerle çıkar uğruna dönüştüğü iddiaları ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Birçok seçim döneminde meydanlara çıkıp temiz belediyecilik vaat eden zihniyetin bu kirli düzen karşısında sessiz kalması dikkat çekicidir. MHP temiz siyaset temelinde toplum ilkesi doğrultusunda her zaman üzerine düşeni yapmış gerekli arınmayı tavizsiz sağlamıştır.

Erdoğan’dan ‘süreç’ mesajı: ‘Siyaset kurumunun görevi samimiyetle katkı sunmaktır’

Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda bulun Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Barış Sürecine" ilişkin polemikten uzak durulması çağrısı yaptı. CHP içindeki gerilimlerin kendilerini ilgilendirmediğini belirten Erdoğan, "Bu siyasi ve hukuki gerilimlerde yokuz, olmadık ve olmayacağız" dedi. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından kameraların karşısına geçerek gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında ulaşımdan savunma sanayiine, ekonomi verilerinden bölgesel krizlere kadar pek çok konuya değinen Erdoğan, iç siyasetteki tartışmalara ve çözüm arayışlarına ilişkin mesajlar verdi. "Terörsüz Türkiye sürecini polemikten uzak tutmalıyız" Erdoğan, süreç tartışmalarına değinerek şunları söyledi: "Terörsüz Türkiye sürecini her türlü polemikten uzak ele almak, çözüm çabalarına samimiyetle katkıda bulunmak siyaset kurumunun görevidir. Biz yapıcı olmaya, kucaklayıcı olmaya özen göstereceğiz. Bunu yaparken milletimizin çıkarlarını gözetmeyi her şeyin üstünde tutmaya çalışacağız. Türkiye'nin istikbalini her türlü siyasi mülahazanın üstünde tutmaya devam edeceğiz." "CHP içindeki gerilimler bizi ilgilendirmiyor" Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisinde yaşanan hareketliliği ve yargı süreçlerini değerlendiren Erdoğan, partisinin bu tartışmaların dışında olduğunu vurguladı: "Ana muhalefet partisi içinde gerilimler bizi ilgilendirmiyor. Bu siyasi ve hukuki gerilimlerde yokuz, olmadık ve olmayacağız. Siyasi amaçları için hareket edenler unutmasın ki bu sokaklar hukuk tanımazlığa prim vermez. Sokaklarımızın karıştırılmasına, milletimizin kutuplaştırılmasına, halkla güvenlik görevlilerinin karşı karşıya getirilmesine izin vermeyiz. Böyle bir dönemde milletin gönül ahengini bozmaya kimsenin hakkı yoktur." Ulaşım ve savunma sanayii vurgusu Konuşmasında 23 yıllık iktidarları döneminde ulaşıma büyük yatırımlar yaptıklarını belirten Erdoğan, duble yol uzunluğunu 3 bin 796 kilometreye çıkardıklarını, havalimanı sayısını ise 58’e ulaştırdıklarını hatırlattı. İstanbul Havalimanı’nın dün bin 730 uçak trafiğiyle rekor kırdığını kaydeden Erdoğan, bölgesel gerilimlerin ortasında Türkiye’nin bir "istikrar adası" olarak kalmaya devam edeceğini ifade etti. Sınırlar kan ve gözyaşıyla çizilmek isteniyor Dünyada ciddi kırılmaların yaşandığını ve sınırların yeniden kanla çizilmek istendiğini belirten Erdoğan, "Bu oyunları bozmaya çalışırken aynı zamanda 23 yıllık kazanımlarımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Savunma sanayiinde destan yazan bir Türkiye var. Bizim öfkeye ve kavgaya ayıracak vaktimiz yok. Bizim tek derdimiz Türkiye'dir, Türkiye Yüzyılı inşasıdır" şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu: Yargı, ‘kurultayı parayla satın alamazsınız’ dedi

Mahkemenin mutlak butlan kararının ardından CHP'de genel başkanlık görevine...

Trump’tan Türkiye’ye çağrı: ‘İbrahim Anlaşması’na katılın’

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la anlaşma çabalarının bir parçası olarak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerin toplu hâlde İbrahim Anlaşması'na katılmasını istedi.  İran savaşını bitirmeye yönelik diplomatik girişimler sürerken ABD Başkanı Donald Trump'tan yeni bir çağrı geldi.  Trump, İran'la olası anlaşmayı İbrahim Anlaşması'na bağladı ve Türkiye dahil bölge ülkelerinden sürece katılmalarını istedi.    "İran İslam Cumhuriyeti ile müzakereler iyi ilerliyor! Ya herkes için harika bir anlaşma olacak ya da hiç anlaşma olmayacak ve çatışmalara eskisinden daha büyük ve güçlü şekilde dönülecek" diyen Trump, Truth Social hesabından paylaştığı mesajın devamında İbrahim Anlaşması'na dikkat çekti. İran'la bir anlaşma hâlinde Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Katar ve Ürdün'ün İbrahim Anlaşması'na katılmasının "zorunlu olması gerektiğini" belirten Trump, bunu yapmamanın "kötü niyet göstergesi olacağını" söyledi.   İbrahim Anlaşması nedir? Trump'ın ilk döneminde, damadı Jared Kushner'in arabuluculuğunda varılan uzlaşı, öncelikle Arap ülkeleri ile İsrail arasında diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurulmasını öngörüyor. Anlaşmaya şu ana dek Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Sudan ve Kazakistan taraf oldu.       Suudi Arabistan ve Suriye "şartlar oluşursa" anlaşmaya taraf olabileceklerini ilan etmişlerdi. Trump: Zaman bizim lehimize ABD Başkanı Donald Trump gün içinde yaptığı bir başka açıklamada da İran'la ya anlamlı bir anlaşmaya varacaklarını ya da hiçbir anlaşmanın olmayacağını belirtti. Truth Social'da paylaştığı mesajda, bir anlaşma sağlanana dek İran'a yönelik deniz ablukasının süreceğini belirten Trump, "İran'la bir anlaşmaya varırsam, bu iyi ve düzgün bir anlaşma olacak" ifadesini kullandı. Trump, "zamanın kendi lehlerine olduğunu" ve bu nedenle "bir anlaşma konusunda acele etmemeleri" yönünde müzakere heyetine talimat verdiğini söyledi.