‘’Arılar yeryüzünden silinip giderse,insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir.Arılar olmazsa döllenme olmaz, hiçbir bitki, hiçbir hayvan, hiçbir insan olmaz.’’ (Albert Einstein,1949)
Bugün 20 Mayıs ‘Dünya Arı’ günü. Bugün insanlığın arılara daha yakından bakması için bir bahane olabilir.
Bal arıları ve yaban arılarının içinde bulunduğumuz eko-sistem için önemi, bitki örtüsüyle oluşturdukları ortak yaşamla başlar: Arılar yaşamak için besin olarak çiçeklerin nektarına (bal özüne) gereksinim duyarlar, bitkilerinse polenlerini yaymak ve böylece üremek için bir dölleyiciye ihtiyaçları vardır.
Bütün doğal tozlaştırıcılar yani polen yayanlar arasında arılar çevreyle ilgili en önemli role sahip olanlardır, çünkü tüm yerli çiçek türlerinin neredeyse %80’inin tozlaşması bir Avrupa Bal Arısı türü olan Apis mellifera tarafından gerçekleştirilir ve geriye kalan %20 sinden yaban arıları, eşek arıları ve kelebekler sorumludur. Bunlar bal arılarına oranla belli bir türde uzmanlaşmışlardır ya da daha yavaş çalışırlar. İyi ürünler elde edilmesinin ve biyolojik çeşitliliğin baş sorumlusu bal arılarıdır.
İnsan balın tadını aldıktan sonra, arıları kendi amacı için kullanmaya başlamıştır. Çok önceden eski Mısır’da bal tanrıların yiyeceği olarak kabul görürdü. M.Ö. 600’lerde antik Yunan’da arıcılık yapılmaktaydı.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ‘Dünya Arı Günü’ne ilişkin açıklamada bulundu.
Şemsi Bayraktar, arıcılığın Türkiye’de dev bir sektör haline geldiğini bildirerek, “Çin’in ardından bal üretimde dünyada ikinciyiz. Toplam 84 binden fazla işletme, 7,9 milyonu aşkın kovanda 105 bin 727 ton bal üretiyor” dedi.
Bayraktar, Dünya Arı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada “Son yıllarda önlenemeyen kırsaldan kente göçü önleyecek faaliyetler içinde arıcılık da bulunmaktadır. Arıcılığa yapılan yatırımların diğerlerinden farklı bir özelliği de yatırım tutarı düşük kalması ve yatırım için gerekli tüm ekipmanların yurt içinden karşılanabiliyor olmasıdır. Bundan dolayı, arıcılıkta dışa bağımlılık bulunmamaktadır.
Sorunlar nedir ve neler yapılabilir?
Bu olumlu göstergelere rağmen arıcılığın eğitim, pazarlama, örgütlenme, damızlık, kalite kontrol başta olmak üzere sorunları bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Arı üreticilerinin birlikler ya da kooperatifler şeklinde gelişmiş ülkeler seviyesinde örgütlenememesi ve mevcut örgütlerin de yeterince güçlü olmaması pazarlamada soruna neden olmaktadır.
Hastalık ve zararlılara karşı bilinçsizce ilaç kullanımının balda kalıntıya neden olması,
Merdivenaltı üretilen sahte balların denetimlerinin tam anlamıyla yapılamaması,
Kaçak bal girişlerinin önlenememesi sorunlardan bazılarıdır.

